Otoimmün Diyeti

(AIP – Autoimmune Paleo Diet, Autoimmune Protocol)

İkinci kez otoimmün diyeti yapıyorum ve sizlere bu diyet hakkında ayrıntılı bilgi vermek istedim. İlk denememde, yeterince hazırlıklı olmadığım için ve özellikle de bazı şikayetlerim daha da kötüleştiği için (sebebini burada anlattım) 30 günün sonunda oldukça sinirlerim bozulmuş bir halde çıkıp güzel bir pizzayı ve kocaman bir waffle’ı mideye indirmiştim. Daha önce glutensiz, sütsüz, mayasız hatta çay ve çikolatasız diyetler yaptığım halde… Bu yüzden sizi uyarmalıyım ki oldukça zor bir diyet ve eğer şimdiye kadar hiç diyet tecrübeniz olmadıysa, glutensiz ve sütsüz beslenmeyi hiç denemediyseniz, belki önce oradan başlayarak biraz alıştırma yapmanız işleri kolaylaştırabilir. Ayrıca birçok önemli doktor da otoimmün hastalığın seyrini değiştirmek için mutlaka otoimmün diyet yapmanın gerekmediği görüşündeler (Bunlardan ikisini İngilizce olarak burada ve burada bulabilirsiniz). Bu yüzden eğer çok daha temel olan uyku, egzersiz, stres yönetimi, temiz beslenme gibi konularda adım atmadıysanız otoimmün diyetle işe başlamak çok mantıklı olmayabilir. Otoimmün diyeti, daha çok, istediğiniz sonuçları bir türlü alamadığınız ve bazı gıdaların bunda etkisi olmasından şüphelendiğiniz durumlarda deneyebilirsiniz.

 

Neden otoimmün diyet yapıyoruz?

Otoimmün hastalıkların zemininden bahsettiğim yazımda, otoimmün hastalarının hemen hepsinde bağırsak geçirgenliğinde artış olduğundan şüphelenildiğini anlatmıştım. Bağırsak geçirgenliği otoimmün hastalıkların oluşması için gereken üç koşuldan biri ve otoimmün hastalık başlangıcından önce oluştuğu tahmin ediliyor. Bağırsak geçirgenliği, normalde kan dolaşımına girmemesi gereken yiyecek parçalarının, dolaşıma geçerek iltihabı tetiklemelerine sebep oluyor. Sağlıklı insanlarda ve bağırsağınızın geçirgenliği artmadan önce sizde de sorun oluşturmayan yiyecekler, bağırsak duvarından geçerek immün sistemin hücreleriyle karşılaştıklarında problemli hale gelebiliyor. Örneğin buğday, arpa, çavdar gibi bazı tahıllarda bulunan gluten, bağırsaktan vücuda geçerse, yatkınlığı olan kişilerde immün sistemi harekete geçirerek vücudun kendi dokularına karşı antikor oluşturmasına sebep oluyor. Bu da, bu dokularda hasara sebep oluyor(3) (4). Bağırsak geçirgenliği bir kez oluştuğunda, glutenden çok daha masum gıdalar bile vücutta sorun oluşturabiliyor. Sürekli bir saldırının olduğu bu ortamda vücut kendini iyileştirmeyi başaramıyor.

Bağırsak geçirgenliğinin artmasının yarattığı bu durumu tersine çevirmek için, bağırsağımıza iyileşmesi için gereken ortamı sağlamamız gerekiyor. Otoimmün diyetin amaçladığı da bu: Tepki yaratması muhtemel bütün gıdaları diyetten çıkarmak, iyileşme için gereken yapıtaşlarından zengin gıdaları diyete bol bol eklemek ve gerekirse birkaç takviyeyle bağırsağın iyileşmesine destek olmak. Önemli bir konu ise bu diyetin sadece sınırlı bir süre yapılması. Bu katı dönemden sonra, birer birer ve birkaç gün arayla, çıkarılan gıdaları tekrar diyetimize ekliyoruz. Her bir gıdaya karşı vücudun nasıl tepki verdiğini gözlemliyoruz. Ve sonuçta yalnızca bize özel bir gıda listesi elde etmiş oluyoruz. Burada amaç mümkün olduğunca çok gıdayı tekrar ekleyebilmek ve bol çeşitli, zengin bir beslenme düzenine kavuşabilmek.

Bu süreci bir bebeğin katı gıdaya geçme sürecine benzetebiliriz. Bebeğin sindirim sistemi olgunlaştıkça yeni yeni gıdaları tolere edebilir hale gelir. Üç gün kuralını bilirsiniz… Her yeni gıda tek başına bebeğin diyetine eklenir ve yeni bir gıda eklenmeden önce üç gün beklenir. Bu süreçte bebekte oluşabilecek değişimler gözlenir. Böylece bebeğin o gıdaya karşı bir duyarlılığı olup olmadığı anlaşılır. Biz de otoimmün diyetle işe bir yerde sıfırdan başlamış oluyoruz.

Şu da unutulmamalı ki sızıntılı bağırsağın gıdalar dışında da birçok sebebi var. Uyku düzensizliği(5), stres(6), D vitamini eksikliği(7), enfeksiyonlar(8) vb. birçok etken sızıntılı bağırsak gelişmesine zemin hazırlıyor. Bu yüzden diyeti harfiyen yerine getirseniz ve üç öğün “süper gıda”larla beslenseniz bile eğer uykunuza dikkat etmiyorsanız, güneşe çıkmıyorsanız, stres yönetiminiz zayıfsa olumlu sonuç elde edemeyebilirsiniz. Özellikle uyku konusunun ne kadar önemli olduğunu anlatmak için Robb Wolf’un Wired to Eat adlı kitabından alıntı yapmak istiyorum: “Eğer sadece düzenli uyuyor olsaydık, büyük ihtimalle diyet konusunda fazla kafa yormamız gerekmezdi. Bütün gün istediğiniz kadar şeker yüklü, işlenmiş gıdalar yiyip hiç bir kötü sonuçla karşılaşmayacağınızı söylemiyorum. Ama düzenli uyku bize diyet konusunda büyük serbestlik kazandırıyor. Bunun tersi de geçerli: Zayıf uyku, tehlikeli sağlık sorunlarıyla karşılaşmamak için yediklerimize ciddi bir özen göstermemizi zorunlu kılıyor, ”(9). Bu yüzden diyet yapacağınız dönemi, aslında hayatınızda olumlu ve kalıcı değişiklikler yapacağınız bir dönemin başlangıcı olarak görürseniz, bu çok yönlü kronik hastalıkla her açıdan mücadele etmiş olur ve yetersiz bir tedaviyle zaman kaybetmemiş olursunuz.

Şimdi diyetin kendisine gelelim. Otoimmün diyeti kimin ortaya attığı bilgisine ulaşamadım ama otoimmün diyetle özdeşleşmiş, diyetin en büyük savunucularından biri Sarah Ballantyne; ve sitesinde diyetle ilgili oldukça kapsamlı bilgi bulmak mümkün. Bazı başka doktorların/araştırmacıların önerdikleri otoimmün diyetlerde küçük farklılıklar olabiliyor, ancak temelde başlıca yasaklı gıdalar konusunda hemfikirler. Ben de burada Sarah Ballantyne’ın diyet listesini sizinle paylaşacağım. Neyi neden yemiyoruz konusuna ayrı bir yazıda değineceğim, zira bu üzerine sayfalarca yazılabilecek bir konu.

Diyetten çıkarılacak gıdalar:

Bütün Tahıllar: Buğday, arpa, mısır, çavdar, yulaf, pirinç, kızıl buğday, durum buğdayı, irmik, bulgur, akdarı, sorgum(süpürge darısı), kavuzlu buğday, horasan buğdayı vb.

Tahıl benzeri tohumlar: Amarant, karabuğday, çia tohumu, kinoa gibi

Süt ürünleri: süt, yoğurt, peynir türleri, kefir, tereyağ, sadeyağ (ghee), sütten elde edilen takviye protein tozları, whey, peynir altı suyu,  sütten elde edilen kremalar, kaymak vb.

Baklagiller: Nohut, mercimek türleri, fasulye türleri (kuru fasulye, barbunya fasulyesi, adzuki fasulyesi, börülce, yeşil fasulye vb.), bakla, bezelye, soya fasulyesi (edamame, tofu, tempeh, diğer soya ürünleri, soya lesitini), yer fıstığı vb.

Yumurta: Tavuk, bıldırcın vb. bütün yumurta türleri

Patlıcangiller (Nightshades): Domates, bütün biber türleri, patlıcan, patates, goji beri, aşvaganda, güveyfeneri(yer kirazı olarak da biliniyor ve altınçilek de bu cinsin bir alt türü), cocona, bunlardan elde edilen baharatlar.

İşlenmiş bitkisel yağlar: Kanola yağı, mısırözü yağı, ayçiçek yağı, kolza tohumu yağı, pamuk çekirdeği yağı, soya fasulyesi yağı, palm çekirdeği yağı, yer fıstığı yağı vb.

Kuruyemişler: Badem, ceviz, fındık, kaju, fıstık, pekan cevizi, çam fıstığı, Brezilya cevizi, makademya fındığı vb. ile bunlardan elde edilen her türlü un, ezme, yağ vb. ürünler.

Tohumlar/Çekirdekler: Keten tohumu, susam, kabak çekirdeği, ayçekirdeği, kenevir tohumu (hemp seeds), haşhaş, kahve (Sarah Ballantyne’ın listesine göre nadiren bir fincan içilebilir), kakao (çikolata) vb. ile bunlardan elde edilen her türlü un, ezme, yağ vb. ürünler. Tohumlardan elde edilen anason, çörekotu, annatto, kereviz tohumu, kişniş, kimyon, dereotu tohumu, rezene tohumu, çemenotu, hardal, muskat gibi baharatlar.

İşlenmiş Şeker ve Tatlandırıcılar: Agave, agave nektarı, arpa maltı, arpa maltı şurubu, esmer pirinç şurubu, esmer şeker, şeker kamışı kristalleri, işlenmiş şeker kamışı şekeri, karamel, mısır tatlandırıcısı, mısır şurubu, mısır şurubu parçacıkları, kristalize fruktoz, dehidrate şeker kamışı suyu, demerara şekeri, dekstrin, dekstroz, diastatik malt, buharlaştırılmış şeker kamışı suyu, fruktoz, meyve suyu, meyve suyu konsantresi, galaktoz, glukoz, glukoz parçacıkları, altın şurup, yüksek fruktozlu mısır şurubu, invert şeker, inulin, laktoz, malt şurubu, maltodekstrin, maltoz, luo han guo, panela, panocha, rafine şeker, pirinç kepeği şurubu, pirinç şurubu, sorgum şurubu, sukroz (sakkaroz), şurup, treacle, turbinado şekeri, yacon şurubu

Diğer işlenmiş gıda içerikleri: Akrilamidler, yapay gıda boyaları, doğal ve yapay aromalar (burada doğal aromadan kasıt nedir bilemiyorum), otolize protein, bromine bitkisel yağlar, emülsifiye edici ajanlar (karageenan, selüloz gamı, guar gam, lesitin, xanthan gam), hidrolize bitkisel proteinler, monosodyum glutamat, nitratlar veya nitritler (doğal olarak oluşanları dışında), olestra, fosforik asit, propilen glikol, dokulu bitkisel protein, trans yağlar (kısmi hidrojenize bitkisel yağlar, hidrojenize bitkisel yağlar), maya ekstraktı, bilmediğiniz bir kimyasal isme sahip olan her türlü içerik

Tatlandırıcılar: Asesülfam potasyum (asesülfam K), aspartam, eritritol, mannitol, neotam, sakarin, sorbitol, stevia, sukraloz, xylitol(ksilitol)

Alkol

Burada sıralananların dışında size dokunduğunu kesin olarak bildiğiniz diğer bütün gıdalar!

Diyetten çıkarılan gıdaları okuyunca muhtemelen “Geriye ne kaldı ki, ne yiyeceğiz biz?” diye düşünüyorsunuz. Her ne kadar bunların çoğu her gün yemeye alışık olduğumuz gıdalar, bazıları da severek yediğimiz paketli atıştırmalıkların içinde bulunan maddeler olsa da onlar olmadan da gayet doyurucu ve lezzetli öğünleriniz olacağına emin olabilirsiniz. Şimdi yasaklıları unutalım ve yiyeceklerimize odaklanalım. Aslında bunları yiyebileceğiniz gıdalar olarak değil yemeniz gereken gıdalar olarak görmenizde fayda var. Bu gıdalardan diyetinizde bol bol bulundurmaya çalıştığınızda zaten klasik yeme alışkanlığımızdan gelen yiyeceklere pek yer kalmıyor.

Diyette olması gerekenler:

Sakatat: ciğer, yürek, böbrek, dalak, dil vb., kemik suyu. Haftada 5 veya daha fazla öğün tüketmeye çalışılmalı.

Balık ve diğer deniz canlıları: Avlanmış olanların tercih edilmesinde fayda var ama çiftlik ürünleri de olur. Haftada 3 veya daha fazla öğün yemeye çalışılmalı. Ne kadar çok yerseniz o kadar iyi.

  • Her türlü balık ve karides, ahapot, kalamar, midye, istridye, kerevit, ıstakoz, deniz tarağı gibi diğer deniz ürünleri

Kaliteli kırmızı ve beyaz etler: Dana, kuzu, koyun, tavuk, hindi, av hayvanları vb. Serbest dolaşan, doğal yemle beslenen hayvanlar tercih edilmeli. Tavuk, hindi ve benzerleri yüksek omega 6 içeriğinden dolayı nispeten az tüketilmeli (Bol bol balık yiyorsanız sorun yaratmayabilir.)

Her renk sebze: Günde 8-14 porsiyon yemeniz çok önemli. Tabağınızda her öğün bir miktar renkli sebze, bir miktar sülfürden zengin sebze, bir miktar da yeşil sebze bulundurmaya çalışın. Yediğiniz sebzeleri mümkün olduğunca çeşitlendirin. Deniz bitkilerini de dahil edebilirsiniz ancak klorella ve spirulina immün sistemi uyarıcı özellikte oldukları için bunları diyetin dışında tutmalısınız. Mantar da yenilebilecekler arasında.

  • Yeşil sebzeler: Roka, karalahana, ıspanak, tere, kıvırcık, pancar yaprağı, pazı, havuç yaprağı, kale, karahindiba vb.
  • Sülfür içeren sebzeler: Roka, brokoli, lahana, karnabahar, karalahana, kale, yer lahanası, turp, kırmızı hindiba, hardal otu, soğan, sarımsak, pırasa, yeşil soğan vb.
  • Renkli sebzeler ve diğerleri: Havuç, pancar, balkabağı, tatlı patates, enginar, kereviz, kuşkonmaz, limon, misket limonu, kabak, şalgam, cassava (manyok), arrowroot (ararot)

Baharatlar ve otlar: Kekik, biberiye, nane, fesleğen, defne yaprağı, melisa, kişniş, karanfil,lavanta, muskat, tarçın, zerdeçal, zencefil, adaçayı, safran, tarhun, (çok tükettiğimiz karabiberden başlangıçta bir süre uzak durulabileceği bildirilmiş.)

Sağlıklı yağlar: Kaliteli hayvansal yağlar, avokado, zeytin, zeytinyağı, hindistan cevizi yağı, palm yağı (palm çekirdeği yağı değil)

Meyve: Fruktoz içeriği 10-20 gramı geçmemeli. Düşük fruktozlu yaban mersini, frambuaz, çilek gibi meyveler diyete zengin bir katlı olacaktır. Diğer meyveler de şeker oranına özen gösterilerek rahatlıkla yenebilir.

Probiyotikler/fermente gıdalar: Turşu, kombuça, su kefiri, hindistan cevizi yoğurdu, hindistan cevizi kefiri

 

Genel olarak her öğünde bir miktar protein yememiz gerekiyor ancak yumurta, süt, yoğurt, tohumlar, tahıllar ya da baklagiller gibi protein kaynakları otoimmün diyetinde yasak olduğu için et, balık, tavuk, ciğer ya da diğer sakatatlar ve kemik suları protein kaynağımız oluyor. Bu yüzden, diyet süresince kahvaltı da dahil her öğün bir miktar bunlardan yemeğe hazırlıklı olun. Aslında artık önde gelen paleocular (taş devri diyeti savunucuları) bile her öğün et yemenin ne dünya için ne de bizim için sürdürülebilir bir beslenme şekli olmadığı konusunda veganlarla hemfikirler. Bu konuda Mark Hyman’ın önerdiği pegan yaklaşımını ben de mantıklı buluyorum: Hem vegan hem paleo kesimin ortak olarak benimsediği temel ilkelere ek olarak paleo diyetteki hayvansal proteinleri de içeren ancak bunların miktarını çok aza indiren bir yaklaşım. Mark Hyman’ın bu konudaki oldukça kapsamlı (ingilizce) yazısını buradan okuyabilirsiniz. Biz şimdilik kırmızı ve beyaz etler, balık ve sakatat dışındaki protein kaynaklarını, vücutta enflamasyonu tetikleme ihtimallerine karşı bir süreliğine diyetimizden çıkarıyoruz. Gıdaları geri sokmaya başladığımızda, et dışındaki alternatif protein kaynaklarıyla diyetimizi çeşitlendirebileceğiz.

Yeri gelmişken gıdaları nasıl diyetimize geri ekleyeceğimizden de kısaca bahsedelim.

Gıdaları geri ekleme dönemi:

Ne zaman geri eklemeye başlıyoruz? Sarah Ballantyne, ideal olanın kendinizi müthiş hissedene kadar beklemek olduğunu belirtmekle birlikte, kendinizde olumlu değişmeler görmeye başladıysanız 3-4 hafta sonra yiyecekleri diyete geri almaya başlayabileceğinizi söylüyor. Şahsen ben bu sürenin biraz kısa olduğunu ve değişimlerin kalıcı olmaya başlamasına kadar beklememizde fayda olabileceğini düşünüyorum.

Yeni gıdaları eklemeye başladığınızda vücudunuzun bu gıdaya ne gibi bir tepki verdiğini gözlemlemeniz gerekiyor.

Bakmanız gereken işaretlerden bazıları şunlar:

  • Kendi otoimmün hastalık belirtilerinizin geri gelmesi
  • Sindirim sistemi bulguları: Karın ağrısı, kalp yanması, mide bulantısı, kabızlık, ishal, bağırsak hareketlerinin sıklığında değişiklik, gaz, şişkinlik, dışkıda tam olarak parçalanamamış besin artıkları görülmesi
  • Enerjinizin azalması, yorgunluk, öğleden sonra azalan enerji, veya enerjinizin gece bir anda artarak uyumanızı zorlaştırması
  • Şekerli, yağlı yiyecekler veya kafein tüketme isteği
  • Pika: Yiyecek olmayan kil, tebeşir, kum gibi maddeleri (mineral içeriklerinden dolayı) yeme isteği
  • Uykuya dalmada veya uykuda kalmada sorun yaşamak veya sabah dinlenmiş kalkamamak
  • Baş ağrısı (hafif veya migren düzeyinde)
  • Baş dönmesi veya sersemlik
  • Mukus salgısında artış, balgam, burun veya geniz akıntısı
  • Öksürme veya boğazınızı temizleme isteği
  • Gözlerde ya da ağızda kaşıntı
  • Hapşırma
  • Kaslarda, eklemlerde ağrı
  • Ciltte kızarıklık, kuruluk, akne, saçlarda kuruluk
  • Duygu durumunda dalgalanmalar, depresyon
  • Kaygılı hissetmek, stresle başa çıkmada sorun

Besinleri geri sokma yöntemi ise şu şekilde olacak:

Deneyeceğiniz bir yiyecek seçin. İlk denemenizde yarım çay kaşığı veya daha az alın. 15 dakika bekleyerek kendinizde her hangi bir değişiklik hissedip hissetmediğinizi kontrol edin. Bir sorun fark ederseniz bu yiyecekten tekrar yemeyin. Herhangi bir sorun oluşmazsa bu defa bir çay kaşığı kadar alın ve yine 15 dk bekleyin. 15 dk sonra biraz daha büyük bir lokma alarak tekrar gözlemleyin. Bu defa birkaç saat bekleyin. Sonrasında normal bir porsiyon büyüklüğünde son bir kez daha yiyin. 5-7 gün kadar tekrar bu yiyeceği yemeyi denemeyin. Bu dönemde yeni bir yiyeceği test etmeyin. Deneme gününüzde veya sonrasındaki dönemde hiç bir sorunla karşılaşmazsanız bu yiyeceği rahatlıkla tekrar diyetinize ekleyebilirsiniz.

Burada bence karşılaşabileceğimiz en büyük sıkıntı, sıralanan belirtiler için mutlaka yiyeceklerden kaynaklanır diyemememiz. Kas ağrısı spor yaparken yaptığınız yanlış bir hareketten, baş ağrısı hormonlardaki dalgalanmadan, ciltte kızarıklık kullandığınız yeni bir kozmetik üründen kaynaklanabilir. Bu yüzden oluşturduğunuz günlük rutininiz tamamen ön görülebilir sonuçlar vermeye başlayana kadar yeni yiyecek tanıtılmaması gerektiğini düşünüyorum. Uyku düzeninizin tam olarak oturmuş olması, toksik ürünlerden uzak duruyor olmanız, hayatınızda yeni bir stresli dönemin başlangıcı olmaması, yaptığınız sporun şiddetinde ve sıklığında değişiklik yapmamanız faydalı olabilir. Aksi takdirde kendinizde oluşacak değişikliklerin gerçekten yiyeceklerden mi kaynaklandığından emin olamayabilirsiniz.

Ayrıca gıdaları diyete geri alma vaktinin geldiğine karar verirken herhangi bir gıdayı özlemeniz etkili olmasın. Hatta gluten, süt, yumurta, mısır, soya ve şeker gibi en problemli olarak gösterilen gıdaları geri sokmadan önce çok daha uzun süre beklemenizde fayda olabilir. Özellikle glutenin normal insanlarda bile bağırsak hücreleri arasındaki bağlantıların açılmasına neden olduğu, otoimmün hastalarında ise bu etkisinin daha da yükseldiği biliniyor. Bunu detaylı anlattığım yazımı burada bulabilirsiniz.

Dikkat edilecek bazı noktalar:

Otoimmün diyetin temelleri bu şekilde ancak diyeti kendinize göre modifiye etmenizin gerekebileceği bazı durumlar var. Bunlardan biri SIBO. İnce bağırsakta olması gerekenden fazla bakteri bulunması anlamına gelen SIBO’da, otoimmün diyette izin verilen bazı sebzeler, zararlı bakterileri besleyerek durumunuzu kötüleştirebilir. SIBO’nun iyileşmesi için sadece bu karakterdeki sebzeleri diyetten çıkarmak maalesef yeterli değil. Bu bakteri artışının asıl sebebinin bulunması ve ilaç tedavisiyle bu durumun önüne geçilmesinde fayda var.

Zayıf insanların kalori hesabı yapması mantıklı olabilir çünkü yedikleriniz kalori yüklü olmadığı için tıka basa yeseniz de yeterli kaloriyi tutturmanız için biraz uğraşmanız gerekebiliyor. Kilo vermek isteyenler için bu bir avantaj olsa da kaybedecek kilosu olmayanlar için diyetten caydırıcı bir etki yapabilir. Kendi tecrübeme göre söyleyebilirim ki yediklerinizin kalorisine dikkat ettiğinizde ve biraz kaslarınızı çalıştırdığınızda, sadece kendi kilonuzu korumuyor, üzerine kilo bile alabiliyorsunuz.

Oldukça zor bir diyet olması ve bir çok alışık olduğumuz ve bize mutluluk veren gıdadan ayrı kalmamız dolayısıyla zaman zaman zor anlar yaşayabiliriz. Böyle durumlara karşı mümkün olduğunca dayanıklı olmak için öğün atlamamaya, aç kalmamaya dikkat edin. Evde her zaman yiyebileceğiniz bir şeyler bulundurmaya çalışın. Her gün yemek yapmaya çalışmaktansa birkaç gün boyunca yiyebileceğiniz pratik yiyecekler hazırlayın. Örneğin sebzelerinizi önceden yıkayıp doğrayın. Çiğ olarak tüketeceklerinizi kavanozlara doldurup saklayın. Havuç, tatlı patates, soğan, pancar gibi kök sebzeleri doğrayıp zeytinyağı ve tuzla karıştırarak fırınlayabilirsiniz. Kavurma gibi uzun süre dayanan ve yemek istediğinizde hemen hazırlanabilen etler bulundurabilirsiniz (Kendiniz yapmanız en güzeli). Konserve balıklar da bazen kurtarıcı olabilir (Cıva ve diğer toksik madde içeriği konusunda dikkat edilmeli, zeytinyağında veya suda olanları tercih edilmeli).

Bunun dışında yediklerinizin mineral içeriğini en azından başlangıçta gözlemlemeye çalışın. Örneğin tiroit hormonu yapımı için çok önemli olan iyot, morina balığı ve karides gibi deniz ürünlerini sıkça yemiyorsanız eksik kalabilir (işlenmiş iyotlu tuz kullanmadığınızı varsayıyorum). Bunun için yemeklerinize bir miktar kelp tozu serpiştirebilir veya iyot takviyesi alabilirsiniz. Yalnız iyot konusunda dikkatli davranmakta fayda var, çünkü fazla alırsanız ve vücutta yeterli selenyum yoksa Haşimato’yu tetikleyebiliyor(12), bu yüzden kullanma talimatlarına mutlaka uymak ve dozu yediğiniz diğer iyotlu gıdalara göre ayarlamak gerekebilir.

Bir başka eksik kalabilecek mineral ise başlıca kaynağı yasaklı süt ürünleri olan kalsiyum. Kalsiyum yeşil sebzelerin hemen hepsinde bol miktarda bulunuyor. Bunun dışında kılçıklı balıklar tüketerek ve kemik suyu yaptığınızda dipte kalan tortudan da bir miktar içmeye çalışarak aldığınız kalsiyumu artırabilirsiniz(13). Ayrıca tüketmemiz gereken kalsiyum miktarının abartıldığını ve neden takviye kalsiyum yerine yiyeceklerdeki kalsiyuma güvenmemiz gerektiğini anlatan ilginç bir Dr. Mercola makalesini (İngilizce olarak) burada okuyabilirsiniz.

Ben kendi diyetim sırasında hazırladığım öğünlerimi bu sayfada paylaştım. Fikir olması açısından göz atabilirsiniz… Başarılar!

53 Comments

  • M. Çörek dedi ki:

    Bilgiler için teşekkürler…

  • […] Otoimmün Diyeti […]

  • Ozlem dedi ki:

    Elinize saglik cok guzel hazirlanmis ancak Kisnis ve muskat hem yasaklarda hem de serbest olan liste de var. Hangisi dogru acaba?

    • Tuğba Duymaz dedi ki:

      Çok dikkatlisiniz:) Aslında yasak olanlar kişnişin tohumu ve muskatın iç kısmı. Serbest olanlar da kişniş otu ve muskatın taze haldeyken dışındaki meyvesi. Ben yazıda açık yazmamışım, kafa karıştırıcı olmuş. Şimdi düzeltiyorum.

  • Sebnem dedi ki:

    Siyah cay icilebiliyor mu? Beni en cok zorlayacak olan cay ve kahve olacaktir

    • Tuğba Duymaz dedi ki:

      Siyah çay serbest ama yine de fazla içilmemesi öneriliyor kafein içeriğinden dolayı. Beni de en çok kahve zorlamıştı:)

      • ayşe dedi ki:

        Verdiğiniz bilgiler için teşekkür ederim. Bende sistematik lupus (sle) diye bir hastalık çıktı. Tabi bunun öncesinde Skloredrma dendi.Bu durumda bende şıp diyetini yapabilirmiyim.?Birde kan grubuna göre beslenme diye birşey var bu konu hakkındaki görüşünüz nedir?

  • Okan dedi ki:

    Merhaba. Bende haşimato var. Ayrıca kolinerjik ürtiker de var. Şuanda minör ozon ve rektal ozon tedavisi alıyorum. Bunların yanında doktorum bana Bio chlorella ve Nt biotic yazdı. Sürekli kullanmam lazımmış. Bağırsak geçirgenliği, bağırsak mantarı, haşimato, ürtiker bağlantılarını okudum hep. Şimdi benim ne yapmam lazım. Doktorum zaten Gluten ve şekeri tamamen kesmemi söylemişti. Ayrıca İnek sütü, yumurta ve domatese de alerjim varmış. test yaptırmıştım. onları da kestim. Şimdi benim yukarıdaki diyete tamamen mi uymam lazım? Bendeki rahatsızlık sadece kolinerjik ürtikerden dolayı 4 yıldır vücudum ısınınca, yolda yürürken, sıcak basınca sırtımda ve kollarımda iğne batması gibi batmalar ve kaşıntılar. Sadece Yaz aylarında düzeliyorum. Kış gelince tekrar başlıyor. Sizden fikir almak istedim. teşekkürler 🙂

    • Tuğba Duymaz dedi ki:

      Merhaba, öncelikle geçmiş olsun. Maalesef buradan size şunu yapın ya da bunu yapın diyemem. Yalnızca şunu söyleyebilirim ki bazen birkaç gıdayı kesmek yeterli olmuyor. Eğer şikayetleriniz devam ediyorsa sizde de durum bu olabilir. Otoimmün diyete şans verip vermeme konusunda karar tabi ki sizin. Ancak diyet kadar stres yönetimi, uyku, egzersiz, toksik maddeleri hayatınızdan çıkarma gibi adımları da gözden geçirmenizi önerebilirim.

  • çiğdem onur dedi ki:

    Merhaba Tuğba hanım, ben de haşimatoyum.Gluten ve süt ürünlerini hayatımdan çıkardım.Kendimi hazırlayınca aip diyetini de bir süre yapmayı istiyorum.Yazılarınız için çok teşekkürler.Siz diyetinizle ilaç dozunu ve antikorları düşürdünüz mü ? Aip sonrası süt ürünlerini tekrar tanıttınız mı ?

    • Tuğba Duymaz dedi ki:

      Merhaba, yazımda bahsettiğim gibi, Aip ile ilk denememde başka sorunlar yaşadım ama ikinci denememde şimdiye kadar aldığım en iyi sonuçları aldım. TSH’ın 0,4’e kadar düştü, T3 ve T4’üm iyileşti, ilaç dozum azaldı, antikor sayım ilk defa düşmeye başladı. Daha önce glutensiz vb beslendiğim halde düşmemişti… 3 ay sıkı diyet bittikten sonra da düşmeye devam etti. Yakın zamanda süt ürünlerini tekrar denedim ve maalesef antikor sayım biraz arttı, ilk baştaki seviyeye yaklaşmasa da.. Ancak bu süt proteinlerinden mi yoksa mayalı olmalarından mı emin değilim. Ayrıca antikorlarımın düştüğü dönemde çok daha stressiz ve düzenli bir hayatım vardı. Yeniden artış olduğu dönemde ise diyet dışında başka olumsuzluklar da vardı hayatımda (İstanbul’a geri taşınmak gibi!)… Bunların da çok büyük etkisi olabileceğini unutmamak lazım.

      • pamuk dedi ki:

        Merhabalar antikor sayınız kaçlarda acaba*

        • Tuğba Duymaz dedi ki:

          Başlangıçta 270 dolaylarındaydı ve glutensiz vb. beslenme denemelerime rağmen düşmemişti. Yalnızca otoimmün diyeti ile olduğunu düşünmüyorum ama diğer uygulamalarım ile birlikte diyeti 3 ay devam ettirdikten sonra ilk defa düşüşe geçti. Son olarak 80 küsurlara kadar düştü ama başka bir yorumda yazdığım gibi peynir denemelerimle ve belki de başka etkenlerle birkaç hafta önce 100’e çıktı yeniden.

  • pamuk dedi ki:

    Haşimatoda guatrojenik gıdalarda çıkarılmalı diye düşünülebilir

    • Tuğba Duymaz dedi ki:

      Bu biraz eskide kalmış bir görüş aslında. Haşimato konusunda önde gelen birçok isim bunun doğru olmadığı görüşünde.

  • pamuk dedi ki:

    Çok teşekkür ederim bilgilendirmeniz için.Üç hafta önce benim antikorlar 500 lerdeydi.On gün içinde guatrojenik besinlerden uzak artı glutensiz beslenme artı selenyum, balık yağı derken üç yüzlere düştü.Levatiron günde bir tabletle başladım on gün sonra yarıma düştü. Çünkü Tsh normal.Şimdi AIP diyetine başladım .Bir hafta oldu başlayalı.Üç hafta daha yapacağım.Gerekirse daha fazla…inanıyorum ki sağlıklı otoimmün sistemimizi geri resetleyeceğiz.

    • Tuğba Duymaz dedi ki:

      Harika! Çok çabuk sonuç almışsınız. Bazı insanlar sadece glutensiz beslenerek bile antikor sayılarını düşürmeyi başarıyorlar, bazılarında ise olumlu bir sonuç almak için çok uğraşmak, altta yatan onlarca nedenin hepsine ulaşmak gerekiyor. Levotiron ne zamandır kullanıyordunuz? Guatrojenik besinler konusunu biraz daha açayım. Bu besinlerin farklı etki mekanizmaları var ve tiroit hormonu üretimini çeşitli şekillerde engelliyorlar. Bunlardan biri de iyot kullanımına engel olmaları. Eğer guatrojenik gıdalardan uzak kalmak size iyi geldiyse, diyetinizde yeteri kadar iyot olmayabilir ve bu gıdaları çıkarınca hormon üretimi için daha çok iyot serbest kalmış olabilir, bu da hormon değerlerinize iyi gelmiş olabilir. E bunun nesi kötü diyebilirsiniz doğal olarak. Bundaki ters olan kısım eksik olan iyotu yerine koymak yerine, birçok insan için faydaları büyük olan bu gıdaları diyetten çıkararak onlardan mahrum olmak. Bununla beraber farkındaysanız “birçok insan” diyorum, çünkü bu gıdalar genelde tiol grupları açısından zenginler ve bazı insanlarda tiol hassasiyeti olabiliyor. Sizde de böyle bir durum varsa bunlardan uzak kalmanın faydası olmuş olabilir. Bunun dışında guatrojenik gıdalar hormon seviyelerini değiştirebilir ancak antikor sayısına (belki tiol hassasiyeti dışında) etkisi yoktur. Tam tersine bu yiyecekler antioksidanlarca zengin oldukları için onları tüketmek birçok insanda enflamasyonla baş etmeye yardım eder. Bu yüzden bahsettiğim tarzda bir hassasiyetiniz olup olmadığını anlamak için bunları bir süre diyetinizden çıkardıktan sonra geri eklediğinizde negatif belirtilerle karşılaşmıyorsanız, bu yiyeceklerden korkmanıza gerek yok. Onun yerine iyot seviyenizi kontrol edip iyot alımını artırmayı düşünebilirsiniz, benim şahsi kanaatime göre…

  • pamuk dedi ki:

    Bu arada zencefil suyu ve dere otu kürü de yapıyorum.Zencefil suyu için ne dersiniz?

    • Tuğba Duymaz dedi ki:

      Zencefil ve dereotu tabi ki çok faydalı yiyecekler. Ancak kronik hastalıklarda birçok farklı sistem bozulmuş olabiliyor. Bu kürler belki başka sağlıklı adımlar atmış birinde, bozulan dengelerden bazılarını düzeltmeye yardımcı olabilir. Ancak hiç hareket etmeyen, işlenmiş gıdalarla beslenen, birçok vitamin-mineral eksiklikleri olan birinin yalnızca bir kür yaparak tam bir iyileşme sağlayabileceğini düşünmüyorum.

  • pamuk dedi ki:

    Bu arada zencefil suyu ve dere otu kürü de yapıyorum.Zencefil suyu için ne dersiniz?

  • pamuk dedi ki:

    Haklısınız Tuğba hanım. Teşhisim dört hafta önce koyuldu daha evvel yakın zamanlarda kan tahlillerimde TSH normal çıkıyordu (3 gibi) .Antikorlar bakılmıyordu.Fakat ben farkında olmadan sağlıklı besleniyorum adı altında her gün salata içinde kırmızı pancar( rendelenmiş), kara lahana, beyaz lahana, kıvırcık marul,karnıbahar, brokoli ,pazı, yer fıstğı çok tükettim. Aynı zamanda balık …Meğersem kendim bilgiler ışığında iyot içeren gıdaları çok aldığımı farkettim. Belki de bu besinlerden uzaklaşmam çabuk işe yaradı. Daha sonra tekrar abartmamak kaydıyla tekrar yemeye başlarım.Tiol allerjisini dikkat çekmeniz iyi oldu .Dikkat edeceğim.Levatiron dört haftaya yakındır kullanıyorum.Yalnız kaslarımda seğirmeler ortaya çıkınca birden yarıma düştü geçer gibi oldu .AIP diyetiyle daha da değişim olduğunu düşünüyorum tekrar seğirmeler çıkınca çeyrek yaptım yine seğirmeler azaldı. Kendi kendinin doktoru ol derler ya .Doktorlarla bu kadar ayrıntılı paylaşamıyoruz.İçinde yaşananınca çözümler daha sağlıklı çıkıyor sanırım.Şükürler olsun ki bu bilgilere kanallar aracılığıyla ulaşabiliyoruz.Amber taşı ,lapıs lazuli taşlarıda boyunda taşınınca etkili oabiliyormuş.Tartışmalı olabilir ama denenebilir.Bilinenin aksine bilinmeyen çok şey var. Maksat birlik olup bunlara ulaşabilmek.Yoga ve nefesin de olumlu katkıları olacağını düşünüyorum.Bir yoga eğitmeni MS rahatsızlığını yogayla yendiğini söylemişti.Her şey düşüncede yatıyor. Okuduğum plasebo sensin kitabında gerçekte yaşanan deneyimlerle anlatıldığı gibi,NEYE İNANIRSAK ONU YAŞIYORUZ.Öncelikle hastalığı üzerimize etiketlemeden şifaya kanal olarak bilinç değişimine geçmek.

    • Tuğba Duymaz dedi ki:

      İlaca çok yeni başlamışsınız, bir süre daha TSH’da dalgalanmalar olabilir. Doğru ilaç dozunu bulmak zaman alabiliyor. Bunun dışında diğer okuyucuları da düşünerek bir düzeltme yapayım, bu saydığınız guatrojenik gıdalar iyottan zengin olduğu için sorun oluşturmuyor, aksine tiroidin iyodu kullanarak hormon üretmesini sekteye uğrattıkları için guatrojen etkileri oluyor. İyot eksikse bu gıdaları çok tüketmeniz TSH’ı yükseltmiş olabilir evet. Ama dediğim gibi bunlar çok da faydalı gıdalar… Bu bilgileri böyle not ettikten sonra son sözlerinize kesinlikle katıldığımı da belirtmek istiyorum. Belki de birçoğumuzun kronik hastalıklarında bu şehir hayatında sıkışmamızın, nefes alacak, rahatlayacak, kendimizle kalacak yerimizin olmayışının, sürekli gürültü, uğultu, kirlilik içinde oluşumuzun, her yanımızın radyasyonla çevrili oluşunun yediklerimizden çok daha büyük etkisi var. Çok sakin bir şehirde yaşama şansı bulduktan sonra bunu daha iyi anladım diyebilirim. Güneşin altında, gürültünün olmadığı bir yerde yürüyebilmek, telefona bakmadan kendinle kalabilmek, şehrin içindeyken bile doğayla çevrili olmak çok çok büyük nimetler. Bunların olduğu bir ortamda hastalık psikolojisi de ortadan kalkıyor. İyi olduğumuza inanmak kolaylaşıyor. Bulunduğumuz yer bunları sağlamasa bile bunların öneminin farkında olursak kendimiz bu ortamları yaratmak için küçük de olsa adımlar atabiliriz diye düşünüyorum.

  • pamuk dedi ki:

    İki hafta sonra kan tahlili yaptırıp sonuçları paylaşabilirim.Aynı zaman da yoğurt otu çayı da etkili olabir deniliyor ara sıra tüketiyorum.Paylaşımlarınız için tekrar teşekkürler.

    • Tuğba Duymaz dedi ki:

      Ben de sizin paylaşımlarınız için teşekkür ederim. Önceki yorumda dediğiniz gibi birlikte konuşup tartıştıkça öğreniyoruz. Henüz bilmediğimiz çok şey var…

  • fatma dedi ki:

    Merhaba Tuğba Hanım, Paylaşmış olduğunuz değerli bilgiler için teşekkürler.
    Ben 1 yıldır haşimoto-hipotiroidi hastasıyım. 100 lük eutrox kullanıyorum. Yaklaşık 1,5 ay once Aip diyetine başladım. tamamen kurallara uyarak. (sadece filter kahve günde 1 fincan hariç). bazen diyette çok zorlanıyorum ama genel olarak mutluyum. haşimoto nedeniyle troid bezlerim çok küçülmüş ve tahrip olmuş. Merak ettiğim şey, bu diyetle haşimoto hastalığını tamamen vücudumuzdan atabiliyormuyuz. Ve ben hayatım boyunca bu diyeti uygulayıp ilaçca bağlımı kalacağım.

    • Tuğba Duymaz dedi ki:

      Merhaba Fatma Hanım. Diyeti ömür boyu sürdürmeniz gerekmiyor, hatta uzun süre devam ettirilmesi önerilmiyor. Hastalığınızı remisyona sokmayı başarabilirsiniz, antikor sayınız normal değerlere inebilir. Ancak yıkım ileri seviyedeyse ilacı bırakmanız mümkün olmayabilir. Bu ilaçla biz tiroid bezinin yeteri kadar üretemediği tiroit hormonunun yerine koymaya çalışıyoruz. Kahve benim de Aip sırasında en çok zorlandığım noktalardan biriydi. Yine de birkaç haftalığına da olsa bırakmanızı ve etkisini görmenizi öneririm. Yavaş yavaş azaltmak kafeini birden kesmemek açısından daha iyi olabilir.

  • Ebru Basaran dedi ki:

    Merhaba, yayınlarını için teşekkürler.Bendede haşimato hastalığı var antitpo 198 fakat TSH lar normal seviyede yıllar önce Hipotiroidi teşhisi konuldu ömür boyu Levitron kullanacak dediler TSH larima bakıldığında normal seviyede olunca bıraktım. Fakat 3-4 yıldır stresli bir iş yaşamından sonra kalp çarpntısı ani tansiyon yük. oldu hareketsiz hale geldim nerdeyse ben kalp sanıyordum.Bu arada haşimato olduğumu biliyordum fakat burdaki Dr lar bu etkileri yapmaz dediler TSH lar normal olduğundan sanırım. Endokrin Dr U bana D vitamini damla olarak kullandırdi kalp sıkıntıları m neredeyse geçti.Demir duzeyim suanda 29 yine basladi rahatsizliklarim dr gunesle halladelim dvitamini durumunu diyor? Kendimi caresiz hissediyordum .butun yasamimi etkiliyor. Buarada sunulan fark ettim stresli zamanlarında nefes alamadığımı kendimi kitlediğimi gördüm. Bunu düzeltmeye çalışıyorum.Sunu sormak istiyorum bu diyetle test yerine hangi gıdaya alerjisi olduğumuzu çabuk öğrenebilecek bir analiz yöntemi varmı? TEŞEKKÜR EDERİM.

    • Tuğba Duymaz dedi ki:

      Merhaba,
      Anlattıklarınızdan anladığım kadarıyla ilaç kullanmaya başladınız ve TSH normale dönünce bıraktınız. Eğer durum buysa burada bir hata yapmışsınız. Kullandığımız ilaç yeterli tiroit hormonu seviyesini sağlayarak TSH’ın normale dönmesini sağlıyor. Bu yüzden öncelikle güncel TSH seviyenizi ölçtürüp hala normal seviyede olup olmadığına bakmanızı öneririm. Kalp çarpıntısı, tansiyon yükselmesi tiroitle direkt ilgili olabilecek belirtiler! TSH’ınız normal seviyede olsa bile bu tiroitle ilgili herşeyin tamamen yolunda olduğu anlamına gelmiyor maalesef. Daha birçok gösterge var bakılması gereken. Ayrıca işin immün sistemi ilgilendiren bir boyutu var. Tiroit bezinize saldırı oldukça, bez yıkıldıkça açığa çıkan tiroit hormonu bu belirtilere neden olabilir. Bu yüzden yalnızca tiroit ilacımızı almak yetmiyor. Bozulan immün yanıtın da düzelmesi gerek… D vitamini seviyeniz de tabi dediğiniz gibi önemli. Bu bozulan immün yanıtı düzeltmede özellikle… Çeşitli intolerans testleri var ama diyet her zaman en ideal test yöntemi olarak kabul ediliyor. Testler örneğin gluten hassasiyetini göstermeyebiliyorlar, ya da sorun olmayan gıdalara sorunlu diyebiliyorlar. Test yaptırsanız bile bunu diyet ile teyit etmek ve testte çıkmasa bile gluten, süt, yumurta vb. en bilinen sorunlu gıdaları da çıkarmak en güvenilir olan yöntem.

      • Ebru Baş. dedi ki:

        Merhaba, benim Hipotiroidi hastası olduğum neredeyse 20 yıl önce tespit edilmişti. Ben 3,4.yıl kullandıktan sonra acaba kullanmadan değerler nedir dedim ve yılda 3 kez TSH testleri yaptırdım normal seviyede.Fakat troidlerle ilgili başka hangi şeylere bakmak gerekiyor bilmiyorum. İnanın troid ve haşımato konusunda çok muzdarip insan var çevremde. Hasimato çaresiz gibi yaklaşılıyor. Bana Dr um triodlerini henüz etkilememiş diyerek seker düşürücü ve diyetisyen gönderdi diyetisyene hassimatodan bahsettim bana bol ekmekli bir diyet verdi sıkıntılar artınca kendim araştırmak istedim.Sizin diyeti yapmaya çalışıyorum inşaallah başaracağım.Iyi günler.

        • Tuğba Duymaz dedi ki:

          Eğer bu şekilde sürekli kontrol ediyorsanız ve TSH’ınız ideal seviyedeyse tabi ki kullanmanız gerekmez. Birçok dr TSH’ın 0,5-2,5 arası olması gerektiğini söylüyor, hatta 1 olursa en iyi olduğunu. Bazı hastalar bu ilacın ömür boyu düzenli kullanılması gerektiğini gözden kaçırıp TSH düzelince düzeldim diyerek ilacı bırakabiliyorlar. Bu yüzden uyarma ihtiyacı hissetmiştim , ama sizin durumunuz farklıymış… TSH dışında T3 ve T4 hormonlarının seviyesi de önemli. Bazen TSH iyi olsa bile bu hormonlar hala eksik olabiliyor ve hasta belirtiler yaşamaya devam ediyor. Bol ekmekli bir diyet değil otoimmün bir hastalığı olan biri için, kimse için pek ideal bir diyet değil bence. Kendiniz araştırdığınız için tebrik ederim sizi. Umarım araştırmalarınız sizi sağlığınıza kavuşturur.

  • Barış Bora dedi ki:

    Merhaba iyilikler dilerim.
    Kişniş tüketebilmeniz güzel . Tabi eğer otoimmun yanıtı tetikleyen faktör olarak civa depolanması varsa.
    Vitiligo ve immun yanıta bağlı tiroid fonksiyon bozukluğunu kendi başınıza halledebilmenize sevindim.
    Ama maalesef daha tehlikelileri var.Ve toplumda yaygınlığı azımsanmayacak kadar .
    Ve bu nadir ağır metallerin vücut fizyolojisine sistematik etkilernin boyutları bazen insanın kendi başına beşedebileceği bir durum olamıyor ne yazık ki.
    Aydınlatıcı yazılarınızı ilgiyle okumaya çalışıyorum.
    Civa lı diş dolgularının hem kişiye hem de doktora zarar vermeden sökülmesi ile ilgili aydınlatıcı bilgi verebilirseniz sevinirim.
    Saygılarımla.

    • Tuğba Duymaz dedi ki:

      Merhaba, yorumunuz için teşekkürler. Amalgam (cıvalı) dolguların hastaya, doktora ve çevreye zarar vermeden nasıl sökülmesi gerektiğiyle ilgili bir yazı yazmıştım daha önce. http://www.tduymaz.com/amalgam-dolgular-nasil-sokulmeli/ bağlantısından ulaşabilirsiniz. Sizin de benzer bir probleminiz var yazdığınızdan anladığım doğruysa. Ağır metal detoksu tecrübeniz varsa, benle paylaşırsanız sevinirim. Şu sıra farklı protokolleri araştırıyorum. Bana iletisim@tduymaz.com‘dan, facebook veya instagram sayfamdan ulaşabilirseniz sevinirim.
      Saygılar

      • Barış Bora dedi ki:

        Okumanıza sevindim.
        5senedir bu durumu yaşayan biri olarak diyebileceklerimin sadece bir kısmı kabataslak aşağıdadır.
        Cutler protokolü ve ya herhangi bir protokolün bizim durumumuz da ki insanlar için yararı ancak çok sınırlı denebilir.
        Bu durumda ki insanların sayısı özellikle dört ülke de maalesef 3 ü geşişmiş ülke (USA ,Almanya ,Japonya ) ve gelişmekte olan Türkiye Cumhuriyeti
        azımsanamayacak denli yüksek .Dünya da her yıl eklenen 40-60 milyon yeni hastalanmış insan dan bahsediyoruz.
        Ve buna 1 yaşında ki çocuktan 70 yaşını geçmiş insanlar dahil.
        Prognoz pek iyi denemez ama elde olanı kullanmalı değil mi.
        Pek te işe yaradığı söylenemeyen detoks tedavilerin de ülkemizde kendini geliştirme aşamasında ki hekimlerin (iyi ki varlar ,kalanı reddediyor çünkü Yurtdışında da durum pek farklı değil) müdahaleleri çok sınırlı.
        Geri planda, hastalığın sadece doğal beslenme yönünün maddi (gıda destek ürünlerinin ki çok seçici olmak gerek hem size hitab edeni almak hem de fazladan ek allerjen edinmemek hem gerekmeyen ek patojen zararlı bakteri üretmeyecek olanı almak ve tabi ki pahalı olmaması )
        ve yanınız da ki insanlara başlangıçta çok zor gelen fiziki ve psikolojik külfeti bile yeterli.
        Ki kullandığınız doğal gıdalar da ex: kıvırcık, kale (talyum ,cesium) hava dan gelen sıvı ve gaz yakıt artığı ağır metal etkenleri,
        su da dahil ağır metaller var (benim en fazla yapabildiğim içinde aluminyum ve mangan olmayan su kullanmak Ya da bir ilçede iseniz emin olduğunuz doğal kaynağı olan araya başka şey karışmadığından emin olduğunuz bir çeşme su kaynağından temin .
        Şebeke suyunda ki Florür kurşun ve arsenic için su arıtma demineralize edip tekrar mineralize ederek çözmeyi düşündüm ama vazgeçtim
        Ve bunları bentonit zeolit (al kaynakları) chlorella (yetersiz şelatör redistributör) ,
        glutatyon , silimarin (karaciğer deki depo ağır metalleri sisteme geri verilmesini tetikler) , kişniş( civa ve diğer ağır metalleri hücreiçine kadar temizler ama tam bir tayfun oluşturur ve herhamgi bir bağlayıcı bu salınan ağır metalleri hücredışı sıvıdan toplamada ve atmada yetersiz kalır,
        ala alfa lipoic asit ve omega 3 kaynakları (ağır metallerin beyin bariyerini geçmesini hızlandırır)
        İyot konusu önemli bu aşamada saf iyot damlalarını çok çok çok Dikkatli (sadece deri üstüne 2-3 damla) kullanmak belki yarar getirebilir
        (asla ağızdan değil)
        Yediğiniz deniz ürünlerine dikkat ediniz, bahsettiğim olay konserve ton balığı değil deniz yüzeyine bakmak daha güvenli olur sanırım. 🙂
        Protein tüketiminde nasıl ne şekilde ne sıklıkta ne saıcaklıkta tüketeceünizi bilmeniz önemli.
        -Ben Buğdaygilleri den vazgeçmedim .(bromide: unlu ürünlerde kabarma dengeleyici ajanlar olmadan ve MAYASIZ ne yaş ne kuru Mayasız ve sadece kaynagına güvendiğinz yerden tam buğday ve çavdar olabilir)
        Hayır şaka değil ama iyi araştırırsanız neden buğdaygiller den vazgeçmemeniz gerektiğini göreceksiniz. (bazı hayat lükslerini birkaç saatlik katlanılabilir belirtiler için feda edebilririz )
        -Şeker = Tehlike
        -Süt sadece laktozsuz.
        Sizi okumanıza sebebiyet vererek yordum sanırım
        Amalgam içeren Dişler içinse çözümüm sanırım en güvenli yol olarak çektirmek.
        opioid ler ile genel fizyolojik acı seviyem en azından birkaç saatliğine düşmese de rahat birkaç saatlik uyku olur.
        Diyebileceğim tek şey vazgeçmemek sabırla en uç noktada bile sabırla şükran duygusunu kaybetmeden gayret gerek
        Şimdilik………

        • Tuğba Duymaz dedi ki:

          Bu kadar emek verip cevapladığınız için teşekkürler. Umutsuz olmamak gerek… Ağır metaller çok uzun yıllar içinde birikiyor, atması da o kadar kolay olmuyor ama başarıya ulaşan, en azından daha sağlıklı kaliteli bir yaşama kavuşan insanlar yok değil. Sanırım bunun birkaç ay içinde olmayacağını ve hayatımızda birçok değişiklik yapmamız gerekebileceğini kabul etmek gerek. Alfa lipoic acid ve omega 3 hakkında yazdıklarınız için bana kaynak verebilirseniz okumak çok isterim. Diğer bahsettiğiniz klorella, bentonit, kişniş gibi maddeler hakkındaki tartışmaları çok okudum. Ama bu ikisi için (ALA ve omega3) Klinghart, Shade, Cutler gibi birbirine zıt araştırmacıların bile hep olumlu yorumlarını okudum, o yüzden bu karşıt görüşü merak ettim doğrusu. Gluten konusunda da “iyi araştırırsanız” sözünüze bir sitem etmek istiyorum. Tabi ki araştırmanın sonu yok ve sizin okuduğunuz kaynakları ben okumamış olabilirim veya burada paylaşmamaış olabilirim (gluten değil maya sorunlu, gluten değil ekmeklere yapılan demir katkısı sorunlu, gluten değil glifozatlar sorunlu, gluten değil FODMAPler sorunlu gibi fikirleri örneğin…). Yine de gluten konusundaki yazılarıma bakarsanız glutenin kendisinin de sorunlara katkısının olduğuna ve bunun sadece birkaç saatliğine hayat lükslerimizi elimizden almak olmadığına dair çalışmalar olduğunu görebilirsiniz. Yine de çalışmaların hatalı oldukları, yanlış yere baktıkları bulunabiliyor. Önümüzdeki senelerde bu konunun daha da netleşeceğine inanıyorum…

  • EDA ÖZTAŞ dedi ki:

    Tuğba Hanım öncelikle bu sayfa için teşekkürler.. 15 senelik romatizma hastası olduğum için bu diyeti denemeye çalışıyorum ancak tıkandığım bir konu var; primal dismonore nedeniyle regl dönemini ağrı kesicisiz geçiremiyorum. Doğal ağrı kesici amaçlı bazı bitki çayları denesem de bir türlü 3 haftadan uzun süre diyeti yapamıyorum. Bu durum diyeti tamamen işlevsizleştirir mi sizce? Konuyla ilgili bir öneriniz var mı? Teşekkürler..

    • Tuğba Duymaz dedi ki:

      Merhaba Eda Hanım,
      Size ağrı kesici kullanmanızda sakınca yok demek isterdim ama sızıntılı bağırsağa katkıları olduğu için diyetinizden sonuç almanızı engelliyor olabilir. Üstelik çok uzun süredir bir otoimmün hastalığınız olduğunu düşünürsek iyileşmek için daha hassas davranmanız gerekebileceğini düşünüyorum. Sizin kullandığınız bitkiseller nelerdi? Otoimmün diyet konusunda çok kapsamlı bir site olan autoimmunewellness.com’da diyet sırasında kullanılabilecek doğal ağrı kesicilerden bahsedilmiş. Özellikle viburnum opulus adlı bitkinin kas gevşetici etkisiyle adet ağrılarında çok etkili olduğu yazılmış. Türkiye’de de http://www.nhp.com.tr/gilaburine.php adresinde bu bitkinin hap haline getirilmiş şeklini buldum. Denemeyi düşünebilirsiniz… Bunun dışında zencefil ve zerdeçal bol bol tüketmeyi deneyebilirsiniz. AIP ilerledikçe hormonlarınız da daha dengeli hale gelebilir ve ağrılarınız azalabilir. Bir yandan hormonları dengelemek için başka neler yapabileceğinizi araştırabilirsiniz. Elbette söylemesi kolay ve o ağrıyı çeken sizsiniz. Ama bu kısır döngüyü kırmak ve senelerce bu dönemi ağrı kesiciyle geçirmemek için sorunu kaynağından çözmek gerektiğini düşünüyorum. Çok çok geçmiş olsun…

      • EDA ÖZTAŞ dedi ki:

        Tuğba Hanım,
        Detaylı cevabınız için çok teşekkür ederim. Dismonore için antienflamatuar ve kas gevşetici etkili karanfil, taze zencefil, kırkkilit, sarıkantaron, kedi otu, melisa ve alman papatyası bitki çaylarını denedim, hepsini bir arada içmedim grup grup kür şeklinde uyguladım ama istediğim cevabı alamadım. 36 yaşındayım, 20’li yaşlardan beri romatizmal şikayetler nedeniyle dönem dönem kortizon, salazopyrin ve antienflematuar; polikistik over ve çikolata kistleri için de doğum kontrol hapı ve yoğun ağrı kesici kullandım. Sanırım bu yüzden bitkiseller pek işe yaramadı. Kısa bir süredir de tüm ağrılara destek amaçlı magnezyum kullanmaya başladım içinde laktoz monohidrat olmasına rağmen, belki işe yarar umuduyla. Belirttiğiniz iki web sitesini de inceleyeceğim belki benim için bir umut ışığı olur. Taze zencefili sebze suyuna ekleyerek bolca tüketiyorum, ağrıkesici etki göstermese de inanılmaz bir dinçlik ve enerji veriyor. Zerdeçalı da karabibersiz ve zeytinyağında kavrulmadan işe yaramayacağı ile ilgili bir Prof.un (ismini vermek doğru olur mu bilemedim) söyleminden sonra eskisi kadar çok kullanmıyorum ama sebze suyuna zeytinyağı ile birlike ekliyorum bazen. Kurkuminin aktifleşmesi için zeytinyağında karabiberle birlikte ısıda kavrulması gerekiyormuş.
        Hormonları dengelemek ve kistlerden kurtulmak için soğan, aslanpençesi ve çörekotu yağı içeren bir kür uygulamıştım, dönemsel rahatlama sağlamıştı ama uzun vadede ağrılara çare olmadı. Maalesef modern tıbbın çözümü doğum kontrol hapı ki bu benim gibi hastalar için bir çözüm değil. Bazı doktorlar bu kadınsal rahatsızlıkları da otoimmün hastalık olarak değerlendiriyorlar. Dediğiniz gibi bu kısır döngüyü kırmak için araştırmaya devam.
        Yıllardır bu kadar yoğun ilaç kullanımımın glüten, kazein ve lektin intöleransları oluşturduğunu düşünüyorum. Bu proteinleri ve maya tüketmediğimde neredeyse sindirim problemi yaşamıyorum. Ama tam verimli aip yapabilmem için ağrı kesici sorununu çözmem gerek. Fazla uzattım ama sormak istediğim birkaç şey daha var: Fermente ürünleri elde edemediğimizde, çoğunun içeriğinde prebiyotik olarak inülin bulunan piyasadaki kapsülleri kullanmamız bizim diyetimizi riske eder mi? Kullandığımız vitamin, mineral desteklerinde eser miktarda laktoz, kazein vb. şeker, protein bulunması göz ardı edilebilir mi? Sülfürlü sebzelere intöleransı olan kişiler bentonit kili gibi bir şelasyon ajanı kullanmalı mı sizce? Zencefil, tarçın, zerdeçal ve antioksidan sebze meyveler zaten yeterli mi? Benim bir troid sorunum yok ama iyot eksikliğim var (spot idrar 13,70 ug/l), çok önemsemedim ama doktora gitmeyi gerektirecek bir durum mudur?
        Teşekkürler Tuğba Hanım..
        Sağlıkla..

  • Belkis dedi ki:

    Merhaba Tuğba hanım ben ülseratif kolit hastasıyım ve hastalığım hep alevli seyretti şu anda antİ TNF tedavisi uyguluyoruz benim sorum hastalık boyunca çiy sebze be mevvadan uzak beslendim şimdi salata ve meyveya bağırsak bir tepki veriri mi bu diyeti uygulamayı çok istiyorum bu konuda bir tecrübeniz var mı sevgiler

    • Tuğba Duymaz dedi ki:

      Doktorunuz yeme demiyorsa deneyip görebilirsiniz. Bağırsak onarılabildiyse, mikrobiota yeniden dengesine kavuştuysa sorun olmamasını beklerim. Dediğim gibi deneyip görebilirsiniz.

  • Abdullah dedi ki:

    Hocam bellu bir porsiyon var mi iste su ogun su kadar yinecek veya ogunlerde alinmasi gereken miktar su kadar gibsinden veya yeternce ( karnimiz doyuncaya kadar)yiyebilirmiyiz aip icindeki gidalari

    • Tuğba Duymaz dedi ki:

      Hayır belli bir porsiyon yok. Aslında az yememeniz, eksik besin almamanız önemli. Yeteri kadar protein aldığınızdan emin olun. Karbonhidrat ve yağ miktarı kişiden kişiye biraz değişebilir. Tabi sadece makrobesinlere (protein/karb/yağ) değil mikrobesinlere de özen göstermek, vitamin mineral alımına da dikkat etmek önemli. Bu yüzden mümkün olduğunca bol çeşitli yemeye ve her gün aynı şeyleri yememeye çalışın. Onun dışında karnınız doyuncaya kadar yiyebilirsiniz.

  • ABDULLAH AKBAŞ dedi ki:

    HOCAM SUNUDA MERAK EDİYORUM BEN BU DİYETE BASLAYALI 20 GUN OLDU VUCUDUMDAN GUZEL TEPKILER ALIYORUM BENDE VİTİLİGO VAR BU8 DİYETE ARTI OLARAK DİYET SÜRECİNDE SOLGARIN B12 D VİTAMİNLERİNİ BETA CROTENE FOLIK ASİT GİBİ ÜRÜNLERİDE KULLANABİLRMİYİM KULLANIRSAM DİYETE ZARAR VERİRİMİYİM BUNLA BERABER ZORUNLU BİR NEDENDEN DOLAYI TAM 2 AY DOLUNCA DİYETE ALINMASI GEREKEN 1,2,3,4 TABLODAKİŞEYLERİ GERİ ALACAGIM AMA BUNDAN SONRAKİ YASAMIMDA TAHI VE HER NEVSİNİ SEKER VER TÜREVİNİ KULLANMAYA ARAVEREYİMMİ YOKSA SEKER HARİC GLUTENSİZ URUNLER TÜKETEBİLİRMİYİM
    İYİ ÇALIŞMALAR

    • Tuğba Duymaz dedi ki:

      Merhaba, diyetin güzel sonuçlar vermesi çok sevindirici. Bahsettiğiniz takviyelerin içindekiler kısımlarını tek tek inceleyin ve doldurucu olarak kullanılan maddeler ve kapsüllerin üretiminde kullanılan maddeler diyetle uyumluysa kullanmanızda sakınca yok. Size tavsiyem 2 ay dolunca bu gıdaların hepsine birden başlamamanız. Eğer başlamak zorundaysanız şimdiden bazılarını diyete alın ki vücut tepki verirse hangisine verdiğini anlayabilesiniz. Yani en azından birkaç tanesini tek tek deneyebilmek adına kendinize zaman tanımanız gerek. Yoksa diyetin önemli amaçlarından biri olan hangi gıdadın size dokunduğunu anlama kısmı gerçekleşmemiş olur. Sonrasında da şunu yiyin bunu yemeyin diyemem. Dediğim gibi diyeti bir süre devam ettirip bu gıdaları tek tek ve aralarda bekleyerek aldığınızda hangisinin size dokunduğunu kendiniz anlayabilirsiniz.

  • Mert mercan dedi ki:

    Tugba hanim merhaba hidradenitis supurativa hastasiyim size aip benim icin uygun bir diyetmidir ?

    • Tuğba Duymaz dedi ki:

      Kesin fayda sağlar mı birşey diyemem ama deneyebilirsiniz. Eğer daha önce hiçbir diyet yapmadıysanız önce glutensiz diyetle başlayabilir ve diğerlerini zaman içerisinde çıkarmayı düşünebilirsiniz.

  • Zafer Budak dedi ki:

    Tuğba Hanım merhaba,
    Sitenizi beğeniyle inceledim.Çok açık ve anlaşılır düzeyde önemli konularda paylaşımlarda bulunuyorsunuz. Kronik hastalıklarda ve otoimmünitede beslenmenin rolü artık çok iyi anlaşıldı.Ama insanlar bu durumlarda nasıl beslenemesi gerektiği konularda ne yapacaklarını bilemiyorlar.Şu ana kadar bu tür hastalıklardaki baslenmeyle ilgili en anlaşılır ve en güncel bilgileri sayfalarınızda bulabildim.Bir hekim olarak çok yararlandım.Bu nedenle size teşekkürlerimi sunuyorum.
    Başarılı çalışmalarınızın devamı dileğiyle,selam ve saygılarımı sunuyorum.

    • Tuğba Duymaz dedi ki:

      Merhaba,
      Özellikle de bir hekimden bu yorumları almak beni çok mutlu etti, gururlandırdı. Faydalanmanıza çok sevindim.
      Size de saygılar, selamlar…

      • Ayşe Nur dedi ki:

        Merhaba,
        Hamile kalmak isteyen birinin bu diyete başlaması doğru mudur? Bu diyetle ilgili yaptığım araştırmalarda bu konuda bir bilgiye rastlamadım. Haşimatoluyum. İlaç kullanmıyorum değerlerim sınırın biraz üstünde çıkmıştı doktor gerek görmedi. Ancak vücuda bir yenilenmenin gerekli olduğunu düşünüyorum. Çocuk istiyorum. Yumurta oluşumuna ve döllenmeye olumsuz bir etkisi olur mu bilemedim. Eğer bir bilginiz varsa paylaşırsanız çok sevinirim.

        • Tuğba Duymaz dedi ki:

          Bence bu, diyeti nasıl yaptığınıza bağlı. Sadece yasaklı gıdaları çıkarmaya yönelik bir yaklaşım, yalnızca hamile kalmak isteyenlere değil sağlığını düzeltmek için bu diyeti yapanlara da fayda sağlamayacaktır. Örneğin süt ürünlerini çıkardığınızda kalsiyumdan zengin koyu yeşil yapraklı sebzeleri, kılçıklı balıkları bol bol tüketmeniz gerek. Protein olarak sadece kırmızı et değil, kemik-paça vb. çorbaları, ciğer, dalak, balık gibi bol çeşitli ve besleyici protein kaynaklarını da düşünmek gerek. Örnekler çoğaltılabilir. Besleyici öğünler oluşturulabilirse bana kalırsa göreceğiniz fayda daha fazla olacaktır. İlaç kullanmasanız bile Haşimato teşhisi konduysa tiroitte az da olsa bir iltihabi yıkım var anlamına geliyor. Bu diyet bu yıkımın durmasını sağlayabilir. Vücut kronik enflamasyondan kurtulmuş bir şekilde hamileliğe girebilir. Hamile kalabilmekle ilgili bir bilgiyi geçenlerde başka bir yazımda yazmıştım: Bazı çalışmalara göre çok düşük karbonhidratlı bir diyet hamile kalmayı zorlaştırıyor. AIP düşük karb değil aslında ama belki karb tüketimine ekstra bir özen göstermeniz iyi olabilir ( kök sebzeler, meyveler vb. yiyerek ama şeker işini de unutmadan!). Eğer iş ve başka sebeplerle çok fazla dışarıda yemek zorunda kalıyorsanız, yemek hazırlayamıyorsanız, aç kalıyorsanız ve daha fazla strese sebep oluyorsa o zaman AIP çok size uygun olmayabilir…

          • Ayşe Nur dedi ki:

            Hayır, dışarda çalışmıyorum. Tüm gün evdeyim. Yemeğimi kendim pişiriyorum. Bir yıldan biraz fazla zaman önce rafine şekerli her şeyi bıraktım. Ekmek yemiyorum. Kaçamak falan da yapmıyorum. Hiç yemiyorum, yemeklerin tadını bozuyor benim için. Pirinç, patates, mısır, soya, tüm tahıllar, paketli yiyecekler, fast food, asitli içecekler, meşrubatlar vs. vs. akla gelebilecek zararlı her şeyi hayatımdan çıkardım. Ayçiçekyağı kullanmıyorum. Şeker oranı yüksek meyveleri yememeye özen gösteriyorum. AIP yasak listesinde benim şu an tükettiğim besinler şöyle: Yoğurt, tereyağ, peynir, nohut, kuru fasulye, mercimek, yumurta, domates, badem, ceviz, fındık, fıstık, arada sırada da kinoa. Diğerlerini tüketmiyorum. Bu yazdıklarım içinde de bırakamam dediğim birkaç şey var: Yoğurt, nohut, mercimek, fasulye, yumurta. Diğerlerini eleyebilirim, yemeden bir süre yaşayabilirim inanıyorum. Ama bağırsaklarım yediğim bu birkaç besini tolore eder mi, düzelir mi karar veremedim. Hamile kalabilmek için değerlerim uygun. Doktor kontrolünü sık yaptırıyorum. AIP listesi birkaç besin için delinse de işe yarar mı onu merak ediyorum.

Yorum ekle

error: Paylaşmak için lütfen izin alın !!