Skip to main content
Tag

diş eti sağlığı

Diş Eti İltihabı Sadece Çene Kemiğini Etkilemiyor

Bu karmaşık fotoda, diş eti iltihabının nasıl sadece çene kemiğinde değil, vücudun başka yerlerinde de kemik yıkımını tetikleyebileceği anlatılıyor. Şekil, Nature’da yayınlanan Ocak 2021 tarihli bir makaleden alıntı… Basitçe anlatacak olursak, iltihaplı diş eti ceplerinden kana patojen bakteriler karışıyor ve sistemik inflamasyona yol açıyor. Bu bakteriler, IL-6 denen bazı iltihabi sinyal vericilerin kanda artmasına yol açıyor. Bu sinyaller ise kemik iliğinde, kemik yıkımında görev almak üzere vücuda yayılacak olan “osteoklast” öncülerinin yoğun şekilde üretilmesini sağlıyor. Bu öncüler ise kemik yapım-yıkımı sırasında yine ortamdaki sinyallerin etkisiyle (Th17) gerçek osteoklastlara yani kemik yıkımınında görev alan hücrelere dönüşüyorlar. Makalede, kemik iliği ve diş eti iltihabı arasındaki bu ilişkinin, romatoid artrit gibi kemik yıkımı olan diğer hastalıklara da etkisi olabileceği söylenmiş. Diş eti iltihabı – romatoid artrit ilişkisini zaten biliyoruz ama burada kemik iliğinin de bir rolü olabileceği söylenmiş. 

Bu şekli gördüğümde benim aklıma bir de diş çekimi sonrası kemiğin olması gerektiği gibi iyileşmediği durumlar geldi. Bazı hastalarda çekimden sonra çok uzun bir zaman geçse bile çekim boşluğunun tam olarak kemikle dolamadığını görebiliyoruz (Bu konuyu merak edenler sitemdeki NICO yazısına bakabilirler). Bu hastalarda da vücutta kemik yapımını değil yıkımını destekleyen bir ortam olabilir. Sağlıklı kemik iyileşmesi için yapım ve yıkım mekanizmalarının denge içinde çalışması gerekli. Beslenme, vitamin-mineral eksiklikleri ve diş çekimi sırasında yapılabileceklere ek olarak vücutta böyle bir kronik iltihabın da kemik iyileşmesinde etkili olabileceğini görüyoruz. Çekim (ve başka kemik cerrahisi işlemleri) öncesi diş eti iltihabını çözmekte fayda var kısacası… 

Kaynak makale: https://www.nature.com/articles/s41577-020-00488-6#Fig2

Yönlendirilmiş Biyofilm Terapisi (Guided Biofilm Therapy)

“Biyofilm”, mikroorganizmaların bir araya gelerek oluşturdukları ve birlikte daha güçlü olmalarını sağlayan bir organizasyon, adeta bir mikroorganizma devleti… Ağızdaki biyofilm de böyle. Ancak içinde mikroorganizmalar var diye mutlaka her zaman zararlı oldukları gelmesin aklımıza. Ağızdaki bakteriler deyince hepsini öldüresimiz geliyor nedense:D:D Sağlıklı bir ortamda onlar bizim dostumuz aslında. Ağzın normal, sağlıklı bakteri florasının bizi yabancı ve patojen bakterilerden korumak ve immün sistemimizi eğitmek gibi faydaları var. Ne zaman ki bu floranın dengesi bozuluyor, o zaman çürükler ve diş eti hastalığı gelişimi riski doğuyor. Bazen de siyah lekeler gibi bizi sürekli uğraştıran durumlar ortaya çıkıyor. Bu durumda bu patojen floranın yer aldığı plağı uzaklaştırıp yeniden sağlıklı bir flora yaratmaya çalışıyoruz. Diş hekimi olarak bizim yaptığımız temizlik gidişatı durdurması ve yeni bir başlangıç sağlaması açısından önemli.. Ancak beslenme de çok önem taşıyor! Örneğin bildiğimiz şeker (sakkaroz), biyofilm içinde asit üreten ve çürük yapan mikroorganizmaların artmasına, daha kolay organize olmalarına ve fırçalamayla uzaklaşmalarının zorlaşmasına yol açıyor, yani sağlıklı florayı sağlıksız hale getiriyor. Bu durumda diş temizliğiyle birlikte bazı alışkanlıklarınızı da gözden geçirmeniz gerekiyor olabilir. (Aslında bağırsak sağlığımızı düzeltme stratejisine benziyor- zararlılardan kurtul, faydalı flora için uygun ortam sağla).

Videoya gelecek olursak.. Burada “yönlendirilmiş biyofilm terapisi” adı verilen bir diş temizliği yaklaşımının bir kısmını görüyorsunuz. Bu yaklaşımda hem hasta motivasyonu daha ön planda tutuluyor hem de en az invaziv olacak şekilde dişlerin temizlenmesine vurgu yapılıyor. Videoda hastaya temizlik sırasında biofilmi daha görünür kılmak için kullandığımız plak belirleyici ajan görülüyor. Bu sayede hem tahmin etmediğimiz yerlerdeki biyofilmi görüp uzaklaştırmayı başarıyoruz hem de hastamızın farkındalığı artmış oluyor. Bir de böyle temizlemesi daha eğlenceli oluyor 🙂 Temizlik için burada kullandığımız cihaz AirFlow. Bu cihaz, glisin, eritritol ya da sodyum bikorbonat gibi duruma göre seçtiğimiz farklı tozları suyla birlikte dişlere püskürterek lekeleri ve yeni oluşmuş taşları temizleme işlemini yapıyor. Ardından daha sert diş taşlarını kaldırmak için ultrasonik temizleyici ve el aletleri kullanıyoruz. Ben klinikte ultrasonik temizlikten sonra da yeniden Airflow cihazımı kullanıyorum.

Tabi yukarıda da bahsettiğim gibi bizim yaptığımız temizlik bozulmuş bir florayı ortadan kaldırıp yeni bir başlangıç sağlasa da devamında sizin bu temizliği korumanız ve floranın dengesi için başta beslenme olmak üzere faydalı bakterilerin rahatını gözetecek bir ortam sağlamanız en önemlisi…

Diş Taşı Temizliği Zararlı Mı?

“Diş taşlarını temizletmek zararlı diyorlar”,  diş hekimlerinin en sık duydukları sözlerden biridir herhalde. Durup dururken dişe işlem yapılması doğru değil, evet. Ancak bir kez dişlerin üzerindeki birikintiler tükürükteki minerallerle taşlaştığında onları oradan fırçayla uzaklaştırmak mümkün olmuyor. Bazen hastalar kendiliğinden kırıldığını söylüyorlar ancak bu durumda da geride tertemiz bir yüzey kalmıyor tabi.

Bu taşların içinde neler var? Mineraller, protein-polisakkarit kompleksleri, epitel hücreleri, lökositler ve mikroorganizmalar… İçeriğe dikkat edin… Bu yapıyla direkt komşulukta olan diş etinde elbette iltihabi bir yanıt gelişiyor. Gerek mikroorganizmaların direkt aktivitesinden gerekse iltihabi yanıt sonucu oluşan yıkıcı enzimlerden dolayı dokuda hasar meydana geliyor (1). Bu hasarı direkt gözle görmek mümkün… Aşağıda diş taşı kaldırıldığında hemen altından çıkan diş etinin görüntüsü yer alıyor. Hiç diş etine dokunulmadan, yalnızca taş uzaklaştırıldığında görülen tablo bu… 

Diş eti iltihabının diş kaybına varan ciddi sonuçları olabilir ancak sorun yalnızca ağız içinde sınırlı kalmayabiliyor. Diş eti iltihabının, kalp hastalıkları, diyabet, düşük doğum ağırlıkları, romatoid artrit ve daha birçok sistemik sorunla ilişkisi olabileceği düşünülüyor. Bunun nedeniyle ilgili farklı teoriler var. Birine göre hastada bu sorunlara bir yatkınlık var ve bunlar birbirlerinden bağımsız olarak ortaya çıkıyor. Başka bir teoriye göre ise diş etindeki bu iltihaptan kaynaklanan sinyaller (sitokinler vb.) dolaşım yoluyla tüm vücuda yayılıyor. Üçüncü bir teori bakterilerin kendisinin dolaşıma katılıp sorun yarattığını söylüyor ki kalp krizi geçirenlerden alınan pıhtılarda bu bakterilere rastlandığını gösteren çalışmalar var. Dördüncü bir teoride ise bakterilere karşı üretilen antikorlar “moleküler benzerlik”ten dolayı vücudun kendisine saldırıyor (2). Bütün bunlar size başka bir tabloyu hatırlattı mı? Bana bu durum hep “sızıntılı bağırsak” ve sonucunda gelişen olayları çağrıştırır. O zaman bir nevi “sızıntılı diş eti”nden bahsedebiliriz sanki değil mi? 

Baştaki soruya dönecek olursak… Diş taşlarınızı temizletirken dişlerin bir miktar çizilme ihtimali olabilir (bu temizliğin nasıl yapıldığıyla da biraz alakalı). Ancak temizletmemenin verdiği zarar bununla kıyaslandığında kat kat fazla. Taş oluştuysa bunu fırça-macun, karbonat, vb. yöntemlerle tamamen temizleyemiyoruz. Dediğim gibi taşların bir kısmı gitse bile geride kalan yüzey pürüzsüz olmayacağı için sorun tamamen çözülmeyecektir. Bu yüzden dişlerin özel aletlerle tamamen temizlenmesi gerekiyor. Bir de bu temizliğin size 6 ay taşsız kalacağınızın garantisini vermeyeceğini bilmeniz gerek. Bakteri plağının taşlaşması 24 saat gibi kısa bir sürede bile olabiliyor. Bu süre tükürüğün yapısı ve mikrobiyomla ilgili bazı faktörlere bağlı olarak kişiden kişiye değişebiliyor. Ama sonuç olarak yapılan temizliği koruma görevi sizde. 

Peki nasıl koruyabiliriz? Kısa yöntem: diş fırçası ve diş ipi kullanarak. Doğru fırçalayıp diş ipi yaptığınızda dişlerin yüzeyindeki plak birikimini önlemiş olduğunuz için diş taşı oluşumunu kontrol altında tutabilirsiniz. Ancak olaya daha bütünsel bakan ve sadece ağız ve diş sağlığına değil bütün vücuda faydası olacak bir yöntem daha var: Sağlıklı beslenmek! 

Çürük ve diş eti hastalıklarının ortaya çıkma nedenini açıklamaya çalışan “Ekolojik Plak Hipotezi”ne göre, çevresel koşullarda gelişen bir değişiklik, dental plak mikroflorasının dengesinde bozulmaya yol açarak hastalığı getirebilir (3). Bu değişikliği yaratmada en bilindik olağan şüpheli, aşırı işlenmiş karbonhidrat tüketimi. İşlenmiş gıdalardan uzak bir beslenme şeklinde, alınan doğal kompleks karbonhidratların oluşturduğu asit, tükürüğün tolere edebileceği seviyededir. Ama sık sık işlenmiş basit karbonhidratlar tüketilmeye başlanırsa, oluşan asidik ortam çürük yapan bakterilerin rahatça yaşayabildiği, koruyucu bakterilerimizin ise dayanamadığı bir ortama dönüşecektir. Diş eti sağlığı için de durum benzer… Hem işlenmiş karbonhidratların yapışkan yapısı hem de diş eti oluğu sıvısının profilinin değişmesi plak birikimini artırır. Artan birikimin yarattığı metabolik değişiklikler redoks potansiyelini azaltır (elektron alma potansiyeli), pH yükselir ve daha önce sayıları az olan hastalık yapan bakterilerin çoğalması için uygun ortam oluşur. Bunlara bir de kişinin savunma sistemindeki yetersizlik de eklenirse ki sık sık şekerli gıdalar tüketmek dolaylı yoldan burayı da etkileyecektir, o zaman patojen mikroorganizmaların ağırlık kazanması daha da kolay olacaktır. Kan şekerinin sürekli yüksek seyretmesi de oksidatif stresi artırır ve başka bölgelerde olduğu kadar diş etlerinde de enflamasyonu tetikler (4)

Diyetle ağız diş sağlığı ve sistemik hastalıkların ilişkisini inceleyen bir makaleden aldığım aşağıdaki çalışmalar, günümüzün aşırı işlenmiş karbonhidrat tüketimiyle gelişen hastalıklarıyla diş eti hastalıkları arasındaki ilişkiyi görebilmek için birkaç örnek:

“Anormal kan şekeri metabolizması sonucu gelişen diyabetle periodontal hastalık göstergeleri arasında, hem çocuklarda hem yetişkinlerde yapılan çalışmalarda bir ilişki tespit edilmiş  (Tsai et al., 2002; Lalla et al., 2006). Kan şekeri seviyesini düşürdüğü bilinen fiziksel aktivite, yetişkinlerde yıkıcı periodontal hastalık gelişme riskini azaltmış (Merchant et al., 2003).  Fermente olabilen karbonhidratların aşırı tüketiminin bir göstergesi olan obezite, periodontal hastalık riskinde artış olmasıyla doğru orantılı bulunmuş (Perlstein and Bissada, 1977; Saito et al., 1998, 2005; Alabdulkarim et al., 2005; Dalla Vecchia et al., 2005; Reeves et al., 2006). (5)”

Aynı makalede diş ve diş eti sorunlarının aslında ileride gelişebilecek sistemik hastalıklar için bir alarm zili olabileceği vurgulanıyor. Günde 50 gramlık sükrozlu bir içeceğin diş eti cebi derinliğini yalnızca 4 günde artırdığı (Cheraskin et al., 1965), işlenmiş karbonhidratların diyetten çıkarılmasının ise diş eti kanamasını birkaç hafta içinde azalttığı, diğer yandan sistemik kronik hastalıkların gelişmesinin yıllar aldığı, bu açıdan diş ve diş eti sorunlarının sistemik kronik hastalıkların bir habercisi gibi görülmesi gerektiği söyleniyor. 

Başka bir yazıda diş taşı oluşumunu kolaylaştıran sistemik faktörlerden bahsedelim. Şimdilik bu yazıyı kısa bir özetle bitirelim: Diş taşı bir kez oluştuğunda diş eti iltihabının ilerlememesi için temizlik yapmak zararlı değil, aksine gerekli. Sonrasında ise temizlenmiş dişleri koruma görevi kişinin kendisinde. Bunun için hızlı yöntem, etkili bir fırçalama ve diş ipi alışkanlığı. Diğer yandan da diş eti iltihabını ileride oluşabilecek kronik sistemik sorunların bir göstergesi olarak görüp hemen beslenmeyi gözden geçirmek ve işlenmiş, basit karbonhidratların miktarını ve yenme sıklığını azaltmak, atılması gereken en önemli adım. 

Beslenmenin ağız-diş sağlığında ne denli öneme sahip olabileceğine dair sevdiğim başka bir yazım “Fırçasız, Macunsuz, Taş Devrinde Ağız Sağlı”ydı. Buradan okuyabilirsiniz…

Kaynaklar:
  1. https://journals.sagepub.com/doi/abs/10.1177/08959374940080022001
  2. https://onlinelibrary.wiley.com/doi/full/10.1111/j.1469-0691.2007.01798.x
  3. https://journals.sagepub.com/doi/full/10.1177/0022034517735295
  4. https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/28266114
  5. Hujoel, P. (2009). Dietary Carbohydrates and Dental-Systemic Diseases. Journal of Dental Research, 88(6), 490–502. doi:10.1177/0022034509337700 
error: İçerik izinsiz kullanılamaz!