Skip to main content
Tag

Haşimato

Mucize Diyet!

Geçenlerde instagramda bir hesapta gördüm, Haşimato’lular için uygun beslenmenin raw vegan beslenme olduğu iddia edilmiş ve bununla ilgili bir atölye çalışmasının duyurusu yapılmış. Bir çok farklı beslenme akımı var ve bunlar bazı insanlarda gerçekten de çok iyi sonuçlar veriyor. Ancak şimdiye kadar okuduğum bir çok kitap, makale, web sitesi ve röportajlarını izlediğim sayısız doktordan öğrendim ki mucizevi diyetlerin, en masum önerilerin bile zarar verdiği insan grupları olabilir.

Örneğin ketojenik diyet! Ketojenik diyet bir çok nörolojik hastalıkta mucizeler yaratıyor. Insülin direnci, prediyabet ve metabolik sendromda o kadar iyi sonuç veriyor ki (1) Robb Wolfe kitabında, ketojenik diyetin ileride bu hastalıklarda standart tedavi protokolü olabileceğini söylüyor (2). Acaba bütün sorunlarımızın çaresi bu olabilir mi? Hemen karar vermemek lazım! Çünkü ketojenik diyetin uygun olmadığı ve semptomlarınızı kötüleştirebileceği durumlar da var.

Bunlardan bir tanesi kandida enfeksiyonu varlığı. Kandida, bağırsağın aslında normal florasının bir parçası olan Candida albicans adlı maya mantarının yarattığı fırsatçı bir enfeksiyon (3). Kandida hakkında kısa bir araştırma yaptığınızda bu mantarın şekerle beslendiğini ve ondan kurtulmak için karbonhidratların büyük ölçüde diyetten çıkarılmasının önerildiğini görürsünüz. Bu ilk başta kulağa mantıklı gelse de yapılan bazı çalışmalar bunun iyi bir öneri olmayabileceğini ortaya koyuyor. Chris Kresser, bu durumdan bahsettiği yazısında (4), GAPS, SCD gibi çok düşük karbonhidratlı ve ketojenik diyete kayabilecek diyetlerin, kandida açısından çok da avantajlı olmayabileceğini belirtmiş. Kresser’a göre bazı çalışmalarda kandidanın, ketojenik diyette ortaya çıkan keton cisimcikleriyle daha da geliştiği gösteriliyor. Ayrıca savunma hücrelerimiz de keton cisimcikleri varlığında kandidaya karşı daha güçsüz kalıyor. Uzun süre aç kalan obez hastalarda ketosis oluştuğunda, kandida enfeksiyonları geliştiğini gösteren çalışmalara da değiniyor Kresser(4).

Bu saydıklarımdan ketojenik diyetin zararlı olduğunu anlatmaya çalıştığım sanılmasın! Daha geçenlerde tedaviye yanıt vermeyen epilepsili çocuklarda ketojenik diyetin umut vaat ettiğini anlatan bir yazı yazdım! Dikkat çekmek istediğim asıl nokta, bir diyeti hayatımıza sokmaya karar vermeden önce kendi durumumuzu iyi değerlendirmemiz ve diyetin iyi yönleri kadar sakıncalı olabilecek taraflarını da araştırmamız gerektiği.

Çok daha çarpıcı başka bir örnek vermek istiyorum. Herkesin faydaları üzerinde hemfikir olduğu, hepimizin bol bol tüketmesi gereken sebzeler! Onların bile tüketilmemesi gereken durumlar olabilir. Örneğin SIBO’da… Bir çok Haşimato hastasında da görülebilen SIBO, ince bağırsaktaki bakterilerin aşırı çoğalmasıdır. SIBO’da ince bağırsakta dengeyi bozan bu bakteriler, sebzelerin liflerini parçalayarak gaz oluşumuna yol açarlar (5). Gaz ise; karında şişlik, ağrı, kabızlık/ishal gibi oldukça rahatsız edici semptomları doğurur. Bu bakteriler ayrıca besinlerin emilimine engel olabilirler, sızıntılı bağırsağa neden olabilirler. Bazense, salgıladıkları toksinler nörolojik semptomlara yol açabilir(5). SIBO bakterileri karbonhidratlarla beslenir, bu yüzden de semptomları rahatlatmak için eldeki en önemli araç diyettir (6). Önerilmiş farklı SIBO diyetleri olsa da hepsinin ortak noktası sebzelerin mümkün olduğunca kısıtlanması! (Sebzeler dışında baklagiller, tahıllar, kemik suyu, süt ürünleri, kuruyemişler ve yağlı tohumlar da azaltılıyor.) Bu yüzden de yukarıda kandida için sakıncalarından bahsedilen SCD, GAPS gibi diyetler burada avantajlı hale gelebiliyor (6). Geçenlerde SIBO Summit’te konuşan, konunun önde gelen isimlerinden Allison Siebecker, aktif SIBO hastalarına, semptomları hafifletebilmek adına ne önerdi dersiniz? Salata yeMEmelerini! Başlangıç aşamasında sebzeleri pişirerek tüketmelerinin daha iyi olacağını belirtti (6). Anlaşılan o ki raw vegan diyet aslında herkes için ideal olmayabilir! Tabi şunu da hatırlatmakta yarar var: SIBO sadece diyetle tedavi edilemez ve tedavideki amaçlardan biri de hastaya yiyemediği bu yiyecekleri yeniden yedirebilmektir, sebzelerin olmadığı bir diyetle ömür geçirmesi değil.

Görüldüğü gibi bazen en faydalı sandığımız gıdalar bile sorunlara yol açabiliyor. Biraz karamsar ve aşırı temkinli bir bakış açısına mı sahibim sizce? Elbette daha sağlıklı olanı arayacağız ve çeşitli denemeler yapacağız. Aslında daha çok, bütün “sağlıklı beslenme” denemelerine rağmen ilerleme kaydedememiş hastaları düşünerek yazıyorum bunları. Sonuç alamıyorsanız altta yatan bir çok başka neden olabilir. Bazen aynı diyet aynı insanda bile farklı sonuçlar verebilir. Kendimden örnek verebilirim! Otoimmün diyeti (AIP) iki kez denedim. İlkinde semptomların eskisinden de kötü hale geldi! Bir ay sonunda oldukça sinirlerim yıpranmış halde diyeti bıraktım. Birkaç ay sonra tekrar denediğimde ise inanılmaz sonuçlar aldım. Tiroit antikorlarım düştü, hormon seviyelerim ve kan değerlerim hiç olmadığı kadar iyiydi! İlkinin kötü gitmesinin sebebini net olarak söyleyemem çünkü tahminlerimi doğrulayacak bir test yaptırmadım. Ama birinci ihtimal, bende SIBO vardı (bu ihtimali destekleyecek bir çok semptomum vardı) ve yediğim sebze miktarı çok arttığı için şikayetlerim arttı. İkinci ihtimal ise bu dönemde bir başka “sağlıklı” gıda olan fermente gıdaları tükettim (hatırlamıyorum maalesef) ve maya intoleransımdan dolayı işler kötü gitti (ikisi aynı anda da olabilir!). İkinci denememden önce ise SIBO için önerilen bitkisel antibakteriyel ilaçları kullanmış, hayatımdan gluten, süt ve mayayı tamamen çıkarmış ve başka birçok iyileştirici uygulamayı hayatıma entegre etme yolunda adımlar atmıştım.

Bu konuda verilecek örnekler çoğaltılabilir. Sizin de diyet denemeleriniz beklediğiniz sonuçları vermediyse, “sağlıklı” yiyecekler sağlığınızı bozduysa lütfen aşağıda, yorumlarda tecrübelerinizi paylaşmaktan çekinmeyin! Ve “sağlıklı beslenme” istediğiniz sonuçları vermedi diye hemen pes etmeyin! Altta yatan başka bir neden olabileceğini unutmayın.

Kaynaklar:

  1. https://www.ketogenic-diet-resource.com/
  2. Wolf, Robb. Wired to Eat: Turn off Cravings, Rewire Your Appetite for Weight Loss, and Determine the Foods That Work for You. Harmony Books, 2017.
  3. https://tr.m.wikipedia.org/wiki/Candida_albicans
  4. https://chriskresser.com/top-4-mistakes-people-make-when-treating-candida-overgrowth/
  5. http://www.siboinfo.com/overview.html
  6. https://shivansarna.simplero.com/

Enzim Takviyesiyle Tiroit Antikorlarını Azaltmak Mümkün

Izabella Wentz’in Hashimoto’s Protocol adlı kitabında ve web sitesinde yer verdiği ilginç bir çalışma, sistemik enzimlerin tiroit antikorlarını düşürmede etkisi olabileceğini belirtiyor(1). 2002 yılına ait çalışmada levotiroksin (tiroit ilacı) kullanan 40 hastanın 20sine, levotiroksin ile birlikte günde 3 kez 5er kapsül Wobenzym adlı sistemik enzim veriliyor. 3 ay sonunda Wobenzym kullanan grubun antiTPO ve antiTG’leri ciddi olarak düşüyor, Haşimato’ya bağlı rahatsızlıkları azalıyor, TSH seviyeleri yanında kolesterol ve trigliseritleri düşüyor, tiroit ilaçlarının dozu azaltılabiliyor, hatta bazılarında ilaç bırakılabiliyor. Wobenzym içerisindeki enzimlerin, dolaşımdaki enflamasyona sebep olan immün kompleksleri yok eden makrofajları aktive ettiği düşünülüyor (2). Bu yüzden Wobenzym’in sindirim enzimleri gibi yemeklerle birlikte değil, yemeklerden en az 45dk. önce veya 1 buçuk saat sonra alınması gerekiyor ki sindirim kanalında kullanılmasın, dolaşıma geçerek immün kompleksler üzerinde etkili olsun.

Wobenzym’in bir kaç farklı çeşidi bulunmakla birlikte genel olarak bromelain, papain, pankreatin, tripsin, kimotripsin (chymotrypsin) enzimleriyle rutin adlı bir antioksidandan oluştuğunu söyleyebiliriz.(Şu anda iHerb veya Amazonda satılan Wobenzym N’in içeriğindeki pankreatin ve tripsin, domuz kaynaklı. Sağlık alanında bir çok yerde bu durumla karşılaşsak da, bu konuda hassasiyeti olanlar için uyarıda bulunmakta fayda gördüm.) Bu enzimleri içeren başka markalar da benzer sonuçlar verebilir. Izabella Wentz de 2013 yılından bu yana, kendi danışanlarında, sistemik enzimlerle bu çalışmadakine benzer sonuçlar aldığını belirtiyor(1).

 

Tiroit antikorlarının azalmasını neden istiyoruz?

Bazı araştırmacılar antikor sayısının her zaman önemli olmadığını söyleseler de (Kharrazian gibi…), hayat kalitesi, fiziksel ve psikolojik durumla ilgili yapılan anketlerde antikor sayısı yükseldikçe hastaların daha kötü geri bildirim verdiği, ayrıca tekrar eden düşükler, kısırlık, erken doğum gibi sorunlarla da yüksek antikor sayısının bağlantısı olabileceği görülmüş(3). Bu yüzden antikor sayısının düşmesinin Haşimato hastaları için hastalığa bağlı azalan hayat kalitesini iyileştirici etkisi olabilir.

 

Hesaba katılması gereken bazı eleştiriler

Bu çalışmaya rağmen, Wobenzym hakkında, aslında enzimlerin ne kadar dolaşıma geçtiğinin bilinmediği ve yan etkileri hakkında çalışma olmadığı yönünde eleştiriler de var(2). Proteolitik enzimlerin kanda antiproteazlara bağlandığı ve bu yüzden testlerde kandaki miktarının tespit edilemediği söyleniyor. Bundan dolayı üreticinin önerdiği dozun somut bir veriye dayanmadığı ve her hastada aynı etkinliği göstermeyebileceği konusunda eleştiriliyor. Ayrıca bu büyüklükteki moleküllerin normalde kana geçememesi gerektiği ve bu enzimlerin bunu bağırsak geçirgenliğini artırarak yaptığı düşünülüyor(4).

Bunlara ek olarak Haşimato’nun otoimmün bir hastalık olduğu ve otoimmün hastalıklarda mutlaka bağırsak geçirgenliğiyle birlikte, hastalığı tetiklemiş olabilecek bir çok etken olduğu da unutulmamalı. Bunun için tek bir ilaçla alınan sonuçlar, altta yatan nedenler düzeltilmedikçe, ilaç bırakıldığında geri gelecektir diye tahmin ediyorum. Bu yüzden Wobenzym veya başka sistemik enzimleri denemek isteyenlerin, bunu Haşimato için önerilen diğer yaklaşımlarla birleştirmelerinde fayda olduğunu söylemek yanlış olmaz sanırım.

TSH’ınız “Normal” ama Hala Tiroit Şikayetleriniz Var

TSH (tiroit stimülan hormon / tiroit uyarıcı hormon), tiroit bezinin az veya çok çalıştığından şüphelenildiği zaman akla gelen ilk hormon. TSH aslında tiroit bezinden değil, beyindeki hipofiz bezinden salgılanıyor ve görevi, tiroit bezini daha fazla tiroit hormonu üretmesi için uyarmak. Bu yüzden TSH yüksek olduğunda tiroit bezinin yeteri kadar hormon üretemediğini (hipotiroidi), düşük olduğunda ise tam tersine, tiroit bezinin çok fazla hormon ürettiğini (hipertiroidi) anlıyoruz.

Kan testlerinde TSH için normal kabul edilen değerler  0,3-0,4mIU/L alt sınırdan başlayıp 4-5 mIU/L üst sınıra kadar uzanıyor. Fonksiyonel tıp doktorları ise, normal aralığının fazla geniş olduğunu ve TSH’ın 1-2 mIU/mL seviyesinde olduğunda, özellikle de 1’e yakın olduğunda ideal seviyede olduğunu savunuyorlar. Birçok hastanın tiroit bulgularının, TSH seviyeleri 1mIU/mL civarında olduğunda yok olduğunu ve hastaların kendilerini en iyi hissettikleri TSH seviyesinin bu olduğunu belirtiyorlar. Özellikle de ilaçla tedavi gören tiroit hastalarında, ilaç dozunu, TSH’ı 1-2mIU/mL aralığına getirecek şekilde ayarlamaya çalışıyorlar. Pekiyi normal TSH değerlerindeki bu yorum farkı neye dayanıyor?

Normal TSH aralığı neden tartışmalı?

Verywell.com’da (1) “Tiroit referans aralığı savaşları” adresli yazıda anlatıldığı üzere, 2003 yılında, referans aralığının üst kısmında kalan hastalarda daha sıklıkla hipotiroidi geliştiğine dair artmakta olan bulgular üzerine, AACE (Amerikan Klinik Endokrinologlar Birliği), 0,3 – 3,0 mU/L’lik bir aralığın referans alınmasını öneriyor. AACE’nin başkanı Hossein Gharib, TSH normal aralığının güncellenmesinin, yüksek kolesterol, kalp hastalığı, osteoporoz, kısırlık ve depresyon gibi tiroide bağlı gelecekte oluşabilecek ciddi sorunların engellenmesine olanak sağlayacağını söylüyor.

Bu yeni öneri başta bir çok doktor tarafından olumlu karşılansa da, maalesef uygulamada ciddi bir değişiklik getirmiyor. Laboratuvarlar yeni referansı kullanmaya başlamıyorlar. Bazı araştırmacılar ise referansın 2,5-4,5 üst aralığında olanlarda, levotiroksin(tiroit hormon takviyesi) kullanımının uygun olmadığını anlatan makaleler yayınlıyorlar. Bu konuda endokrinologlar ikiye bölündüğü için referans aralığı üzerinde fikir birliğine varılamıyor ve eski değerler kullanılmaya devam ediyor.

Yine aynı yazıda şu hatırlatma yapılıyor: Tiroit antikorları veya ailesinde otoimmün tiroit hastalığı olanlar TSH referans aralığı hesaplamalarının dışında tutulduğunda, normal değerler 0.4-2.5mU/L aralığında kalıyor (ortalama 1,18mU/L seviyesinde). Yani gerçekten sağlıklı insanların TSH’ları 0,4 – 2,5 mU/L değerleri içerisinde.

Bu bulguları destekleyen araştırmalardan ikisine de değinmek istiyorum. Karışık bilgilerden sıkılıyorsanız bir sonraki başlığa geçiş yapabilirsiniz.

Türk araştırmacıların, levotiroksin kullanan hastalarda kalp-damar sağlığıyla TSH seviyesi arasındaki ilişkiyi anlamak için yaptıkları bir araştırmada (2), hastalar TSH seviyelerine göre dört gruba ayrılmış ve aynı zamanda sağlıklı kontrollerden oluşan beşinci bir grupla karşılaştırılmışlar. Çalışmaya katılanların, kalp-damar sağlığını değerlendirmede kullanılan lipoprotein, homosistein ve CRP seviyeleriyle bazı fibrinolitik sistem belirteçleri karşılaştırılmış. Sonuçlara bakıldığında, özellikle CRP ve homosistein seviyelerinin, TSH yükseldikçe yükseldiği (kalp hastalığı ihtimalinin arttığı) ve TSH seviyeleri 0,4-2,0 mIU/L olan grubun, sağlıklı kontrollerle hemen hemen aynı değerlere sahip olduğu görülüyor. Lipid paramereleri (total kolesterol, HDL, LDL, trigliseritler) açısından gruplar arasındaki fark çok anlamlı bulunmamakla birlikte, araştırmacılar TSH düştükçe avantajın artmaya meyilli olduğunu belirtmişler. 2’den düşük bir TSH’ın homosistein, CRP ve büyük ihtimalle lipid parametrelerini düşürmede etkili olacağını önermişler.

Başka bir araştırmada (3) ise serbest T3 ve T4 seviyeleri normal ancak TSH’ları 3,6’nın üzerinde olan hastalarda (subklinik hipotiroidizm), TSH seviyesinin kalp kasına etkisi olup olmadığı araştırılmış. Araştırmacılar yüksek TSH’ın, kalp kasında hafif ve ilaçla düzelebilen olumsuz değişikliklere yol açtığı sonucuna varmışlar. Subklinik hipotiroidizmin, vücut tarafından telafi edilebilen basit bir durum değil, minimal doku hipotiroidizmi olarak görülmesini ve ilaçla tedavi edilmesini önermişler.

Haşimato tiroiditim varsa tiroit hormon değerlerim nasıl normal çıkıyor?

Haşimato tiroiditinde, TSH normal değerlerin dışına çıkmadan çok önce, kanda tiroit antikorları (tiroit bezini hedef alan bağışıklık sistemi elemanları) görülebiliyor. Hastalığın bu ilk aşamalarında tiroit bezinin hasar görmemiş sağlıklı hücreleri, TSH’ın normalin üst sınırında kalmasını sağlayarak hastalığı maskeleyebiliyorlar.

Şunu da belirtelim ki her durumda olduğu gibi burada da bireysel farklılıklar olabilir ve hiç bir şikayeti olmayan, antikor varlığı, ultrason veya biyopsi ile Haşimato teşhisi konmamış biri için TSH seviyesinin 4mIU/mL olması gerçekten de normal olabilir. Ancak örneğin depresyon ya da yorgunluk gibi başka birçok sebebe bağlanabilecek belirtiler görüldüğünde sadece TSH’ın “normal” sınırlar içerisinde olması, Haşimato’nun göz ardı edilmesine sebep olabilir. Bu yüzden böyle durumlarda yukarıda saydığım antikor sayısı (AntiTPO ve AntiTG), ultrason ve çok nadir durumlarda biyopsi gibi başka tetkiklere de bakmak gerekiyor.

Bütün bunları daha somut biçimde ifade etmek gerekirse, tiroide bağlı olabilecek belirtileriniz varsa ve kan testlerinizin sonucuna kendiniz bakmıyorsanız, doktorunuz size 4 olan TSH’ınızın normal olduğunu ve ilaç kullanmanız gerekmediğini söylediğinde bu, ek testler yapılmamasına ve muhtemel bir Haşimato teşhisinin atlanmasına sebep olabilir. Bu aslında, Haşimato’nun tiroidinizi biraz daha harap etmesini ve sonunda TSH’ın normal sınırların dışına çıkmasını bekleyeceğiz anlamına geliyor (Çünkü modern tıp anlayışında Haşimato’nun durdurulması için yapılabilecek bir şey yok, o yüzden hormonların normal olduğu aşamada Haşimato’nun teşhis edilmesi bir şeyi değiştirmeyecek.) Benzer şekilde, zaten Haşimato’nuz varsa ve tiroit ilacı kullanıyorsanız, ancak rahatsızlıklarınız bir türlü düzelmiyorsa, tiroidinizin de normal olduğu söylendiyse, TSH’ınız aslında optimal olan değere değil, sadece normalin üst sınırına yakın bir yere dönmüş olabilir. Bu durumda doktorunuz, ilacınızı artırma gereği duymayabilir, siz de semptomları yaşamaya devam edebilirsiniz.

Son olarak, aşağıda otoimmün tiroit hastalıkları konusunda kitapları olan, internet zirveleri organize etmiş, belgeseller hazırlamış iki ismin ideal tiroit hormon seviyeleriyle ilgili görüşlerine yer veriyorum. Benzer değerleri daha bir çok fonksiyonel tıp uzmanının önerilerinde bulabilirsiniz.

Amy Myers’ın The Thyroid Connection adlı kitabında(4) ve web sitesinde(5) önerdiği testler ve ideal sonuçları:

TSH – 1,0-2,0 veya daha düşük. Hamilelerde 2,5 dan küçük olmalı

FT4- 1,1ng/dL’den büyük

FT3- 3,3 pg/mL’den büyük

AntiTPO – 4IU/mL’den az veya negatif

AntiTg – 4IU/mL’den az veya negatif

ReverseT3 (hastanın ekstra T3 hormonuna ihtiyacı olup olmadığını yorumlamakta kullanılıyor) – FT3’e oranı 10:1’den az olmalı

Izabella Wentz, Hashimoto’s Protocol adlı son kitabında(6), TSH’ı 2’nin üzerinde olan, tiroit semptomları veya yükselmiş tiroit antikorları olanlarda, takviye tiroit ilacı almanın faydalı olabileceğini belirtiyor. Kitabında, araştırmalara göre tiroit hormon takviyesinin, tiroit semptomlarını azalttığını, tiroit antikorları seviyelerini düşürdüğünü ve hastalığın seyrini yavaşlattığını da eklemiş.

Wentz’e göre ideal değerler şu şekilde olmalı:

TSH – 0,5-2 mIU/mL

FT3, FT4 (serbest T3 ve serbest T4) – normal değerlerin üst sınırına yakın olmalı

Ayrıca Izabella Wentz’in tiroit test sonucunuzu yorumlamanızda yardımcı olabilecek yönlendirmesi de şu şekilde:

TSH 2’nin üstünde, FT3, FT4 optimal değerlerden az veya normal — aldığınız ilaç az olabilir

TSH 0,3’ün altında, FT3, FT4 optimal değerlerden fazla veya normal—- ilaç fazla olabilir

TSH 0,3’ün altında, FT3, FT4 normalin altında —– tiroit ve hipofiz arasında iletişim  kaybı söz konusu olabilir

FT3 normalin altında, FT4 yüksek veya normal — T4’ten T3’e çevirmede sıkıntı olabilir. T4’e ek olarak T3 takviyesi de iyi gelebilir.

Reverse T3 yüksek— ekstra T3 fayda sağlayabilir ve aynı zamanda hasta stres yönetimine odaklanabilir.

Wentz, hastanın kendini en iyi hissettiği TSH değerini belirlemek için semptomlarını kayıt altında tutmasını da önermiş.

Son bir hatırlatma daha! Testin yapılacağı sabah tiroit ilacınızı almamalısınız. Kan alınması sonrasına erteleyebilirsiniz.

Kaynaklar:
  1. https://www.verywell.com/tsh-thyroid-stimulating-hormone-reference-range-wars-3232912
  2. https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/16805747
  3. https://academic.oup.com/jcem/article-lookup/doi/10.1210/jcem.86.3.7291
  4. Myers, Amy (Ph. Thyroid Connection, The: Why You Feel Tired, Brain-Fogged, and Overweight — And How to Get Your Life Back. Little, Brown & Company, 2016.
  5. ttp://www.amymyersmd.com/2016/10/thyroid-lab-results-really-mean/
  6. Wentz, Izabella. Hashimoto’s Protocol: a 90-Day Plan for Reversing Thyroid Symptoms and Getting Your Life Back. HarperOne, an Imprint of HarperCollins Publishers, 2017.

D vitamini Haşimato’lularda Antikor Sayısını Azaltıyor

Türk araştırmacıların yaptıkları yeni bir araştırmaya göre, D vitamini kullanımı Haşimato tiroiditi olanlarda antikor sayılarını azaltıyor(1). 75 Haşimato’lu ve 43 sağlıklı hasta üzerinde yapılan çalışmada, D vitamini düşük olan hastalara (25(OH)D3 seviyesi 20ng/mL’den az olan hastalara), 8 hafta boyunca haftada 50000 ünite 25(OH)D3 takviyesi yapılmış. Bu sürenin sonunda yeniden yapılan testlerle, tiroit antikor seviyelerinin ciddi olarak düştüğü görülmüş. Ayrıca hastalarda HDL kolesterol seviyeleri de iyileşme göstermiş. Araştırmacıların önerisine göre Haşimato’lu hastaların D vitamini seviyesinin iyileştirilmesi, hastalığın seyrini yavaşlatabilir.

Yine 2017 yılına ait başka bir çalışmada, serum 25(OH)D3 seviyeleri 30ng/mL’den fazla olan, yani D vitamini seviyeleri düşük olmayan ve en az 6 aydır levotiroksin (tiroit hormon takviyesi) kullanan 34 hastanın 18’ine D vitamini takviyesi verilmiş. 6 ay sonra yapılan yeniden değerlendirmede, D vitamini alan grubun tiroit antikor seviyelerinde, özellikle de AntiTPO’da düşüş gözlenmiş(2).

Bu çalışmalar 2015 yılında yapılan başka bir çalışmayı da doğrular nitelikte. Başlangıçta, çalışmaya dahil olan 218 Haşimato’lu hastanın 186’sının D vitamini seviyeleri 30ng/mL’in altındaymış. D vitamini düşük olan bu hastalara, 4 ay boyunca günde 1200-4000 ünite arasında D vitamini takviyesi yapılarak, D vitamini seviyeleri 40ng/mL’in üzerinde tutulmaya çalışılmış. 4 ayın sonunda, takviye alan hastaların AntiTPO miktarları %20,3 gibi ciddi bir düşüş göstermiş. Hastaların vücut kitle endeksi %2,2, AntiTG antikorları %5,3, TSH’ları da %4 düşüş gösterdiği (iyileştiği) halde bunlar önemli düşüşler olarak değerlendirilmemiş(3).

 

Tiroit antikor seviyesinin düşmesi neden önemli?

Kanda tiroit antikorlarının belirli bir seviyenin üzerinde çıkması, savunma sisteminin tiroit bezini tehdit olarak görmeye başladığını gösteriyor. Bu antikorlar tiroit dokusunu işaretleyerek savunma sisteminin bu dokuları ortadan kaldırmasını sağlıyorlar(4). Başka bir deyişle tiroit bezindeki yıkımda görev alıyorlar. Haşimato tiroiditi olanların %95 kadarında AntiTPO, %80 kadarında ise AntiTG antikorları artmış oluyor (İkisi aynı anda artış gösterebiliyor). Bu yüzden antikor sayılarının ölçülmesi, Haşimato tanısının konmasında, ultrason dışında en belirleyici testlerden birini oluşturuyor (5).

Tiroit hormonları normal seviyelerdeyken bile tiroit antikorlarındaki artış, ileride oluşacak hipotiroidi ihtimalinin habercisi oluyor. THEA (Thyroid Events Amsterdam) skoru adlı, Haşimato gelişme ihtimalini hesaplayan bir uygulamaya göre, antikor sayısındaki yükseklik, 5 yıl içerisinde Haşimato gelişme riskini artıran faktörlerden biri (5).

Antikor sayısı yüksek olanlarda, Haşimato belirtileri de daha rahatsız edici oranda görülebiliyor (6). Bunun sorumlusu, tiroit bezinde daha fazla yıkım olması olabilir. Yıkılan hücrelerde depo edilen tiroit hormonunun ani bir şekilde kana karışması, hipertiroidi belirtilerinin görülmesine yol açabilecekken, bir yandan da azalan hücre sayısından dolayı daha az tiroit hormonu üretilmesi hipotiroidi belirtilerine sebep olabilir. Bu yüzden hastalar karışık semptomlar yaşayabilirler (5).

 

D vitamininin otoimmün hastalıklardaki rolü nedir?

D vitamini immün sistemi regüle etmekte önemli görevlere sahip olduğu için, eksikliğinin Haşimato tiroiditi ve başka otoimmün hastalıklarla ilişkilendirilmiş olmasına şaşırmamak gerek. Haşimato’lularda D vitaminin daha az olduğunu gösteren çalışmalar mevcut (7, 8). D vitamini immün sistemin orantısız çalışan farklı bölümlerini düzenliyor, otoimmün hastalıklarda önemli bir rol oynayan immün sistem hücrelerinin dengesini koruyor(9, 10,11).

 

D vitamini takviyesi almadan önce:

Bazı insanlarda D vitamini eksikliği, yalnızca yeteri kadar D vitamini içeren gıdalar yemek veya güneşlenmekle düzelmeyebiliyor. Chris Kresser’ın D vitamini ve Haşimato arasındaki ilişkiden bahsettiği yazısında, D vitamini eksikliği şu sorunlardan da kaynaklanabilir:

  • bağırsak sorunları,
  • yüksek kortizol,
  • obezite,
  • diyetle az yağ alımı veya yağ emilimini etkileyen IBD,IBS, safra kesesi veya karaciğer sorunları,
  • yaşlanma,
  • vücutta enflamasyon varlığı (12).

Bunların dışında Haşimato’lularda D vitamininin kullanılabilmesi için bağlandığı D vitamini reseptörünün (VDR) iş görmesini sağlayan gende, normalden sapma olabiliyor (polimorfizm). Bu da vücutta normal seviyede D vitamini bulunsa bile bunun hücrelere yeterli olmayabileceği, böyle genetik değişiklikleri olanlarda normalden daha fazla D vitamini gerekebileceği anlamına geliyor.

Bu bilgileri göz önünde bulundurursak, D vitamini takviyesi almadan önce, tabi ki D vitamini eksikliği varlığını tespit etmek, vücudumuzda D vitamini emilimini engelleyen sorunları değerlendirmek ve doktor kontrolünde D vitamini takviyesi almak faydalı olabilir.

Önerilen D vitamini kan düzeyleri de farklılık gösterebiliyor. Genelde 30ng/mL’in üzeri normal kabul edilirken, Canan Karatay gibi bazı doktorlar hedeflememiz gereken D vitamini seviyesinin 100ng/mL’nin üzeri olduğunu söylüyorlar (13). Yapılan son çalışmalar, bu yüksek seviyenin aslında sanıldığı gibi toksik olmayabileceğini işaret ediyor. Edinilen yeni bilgilere göre, D vitamini düzeyi artarken A ve K2 gibi bazı vitaminlerin eksik kalması, D vitamininin toksik etki göstermesinin altında yatan etken olabilir(12), (14). Daha önce güvenli olduğu söylenen, daha düşük D vitamini aralığı, A ve K2 vitaminlerinin dikkate alınmamasından kaynaklanıyor olabilir. Bu bilgiler, Karatay’ın önerdiği gibi daha yüksek miktarların, diğer vitaminlerin vücutta yeteri kadar bulunması veya takviye edilmesi durumunda, daha iyileştirici etkilere sahip olabileceğini gösteriyor. Bunun için, D vitamini takviyesi alırken A, D ve E vitaminlerine ek olarak EPA ve DHA da içeren balık karaciğer yağını seçmek, bunun yanı sıra K2 vitaminiyle de takviye etmekte fayda olabilir (12). Diğer yandan Chris Kresser gibi bazı doktorların ise bu yüksek D vitamini akımına katılmadıklarını belirtmekte fayda var. Chris Kresser, batılılaşmamış, bizden çok daha fazla güneşe maruz kalan ve diyetlerinde bol miktarda A ve K vitamini bulunan bazı Afrikalı kabilelerde ölçülen D vitamini değerinin 44-48 ng/mL civarında olduğunu belirtiyor ve büyük ihtimalle bu değerin ideal değer olduğunu söylüyor (15). Kişisel görüşüm, yukarıda bahsettiğim gibi bir genetik varyasyonu ve kronik bir rahatsızlığı olmayanlarda bu seviyenin ideal olabileceği yönünde. Ancak bazı hastalıklar için yapılan araştırmalarda yüksek doz D vitamini takviyesinin olumlu sonuçlar verdiğini de gözardı etmemek gerektiğini düşünüyorum.

 

Kaynaklar:

1 – https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/28697689

2 – https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/28073128

3 – http://www.nuclmed.gr/magazine/eng/sept15/07.pdf

4 – https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC4616844/#!po=94.4444

5 – https://thyroidpharmacist.com/articles/hashimotos-and-tpo-antibodies/

6 – https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/22285302

7 – https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/28413173

8 – https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC4616844/

9 – https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/20427238

10 – https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC4616844/

11 – https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/28733125

12 – https://chriskresser.com/the-role-of-vitamin-d-deficiency-in-thyroid-disorders/

13 – http://www.canankarataydiyeti.com/karatay-diyeti/karatay-diyeti-2/d-vitaminine-hayati-onem-verin.html

14 – https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/17145139

15 – https://chriskresser.com/vitamin-d-more-is-not-better/ 

 

error: İçerik izinsiz kullanılamaz!