Tag

rifaximin arşivleri - Dt. Tuğba Duymaz

IBS – SIBO Zirvesinden Notlar – İnatçı Vakalar

İnternet üzerinden yayınlanan IBS – SIBO Zirvesinin ikinci gününde konuşan Dr. Mark Pimentel’in konuşmasından önemli bulduğum bölümleri paylaşacağım bu yazımda. (Sibo nedir, nasıl teşhis edilir, tedavi seçenekleri nelerdir gibi konularla ilgili yazılarımı da okuyabilirsiniz.)

Öncelikle Dr. Mark Pimentel’in kim olduğundan ve neden konuşmasını önemsediğimden bahsedeyim. Kendisi Cedars-Sinai Hastanesi’ndeki laboratuvarında, ekibiyle birlikte IBS, Sibo ve bağırsak hareket bozuklukları konusunda oldukça önemli çalışmalar yapmış bir doktor. IBS tedavisinde rifaximin kullanımının bulunması, IBS teşhisi için ilk kan testinin geliştirilmesi, IBS ve SIBO arasındaki ilişkinin ortaya çıkarılması, IBS/SIBO’nun otoimmün karakterinin ortaya konması gibi bazı başarıları onu bu konudaki önde gelen uzmanlardan biri haline getiriyor.

Sözü uzatmadan Pimentel’in röportajına geçeyim. Tırnak içindeki kısımlar Pimentel’den alıntılar (bire bir sözleri olmasa da). Diğerleri ise benim yorumlarım…

Sibo’da altta yatan nedenler önemli!

Daha önce de belirttiğim gibi bazen hemen bir ilaç ve diyet protokolüyle durumun düzelmesini bekliyoruz. Ancak birçok durumda olduğu gibi SIBO’da da düzenin neden bozulduğunu sorgulamak önemli. Pimentel de bunun önemini üzerine basa basa vurguladı. Bazen altta yatan nedeni düzeltmenin mümkün olmadığını biliyoruz. Yine de neden sorusunu sormaktan vazgeçmemeliyiz.

“Sibo hiçbir zaman tek başına konulacak bir teşhis değildir, mutlaka başka bir durumun sonucudur. Sadece Sibo’yu tedavi etmeye çalıştığımızda kanser gibi ciddi bir durumu gözden kaçırıyor olabiliriz. Bu yüzden Sibo’nun neden geliştiğini bulmak çok önemli. Bu hem çözüme yardımcı oluyor hem de koyduğumuz Sibo teşhisini güçlendiren bir bulgu oluyor.”

Altta yatan en yaygın sebep…

“ Besin zehirlenmeleri Sibo’nun en yaygın sebebi. Hasta geçirdiği besin zehirlenmesini her zaman hatırlamayabiliyor. Bu yüzden bağlantıyı kurmak bazen zor oluyor.” Besin zehirlenmeleri, ince bağırsağı temizleyen dalga hareketlerinin bozulmasına yol açıyor. Bu hareketlere MMC deniyor. Zehirlenmeye yol açan patojenlerde bulunan bir yapı, bu temizleyici hareketlerde görev alan sinir hücrelerindeki bir yapıyla çok benzerlik gösterebiliyor.  Bu durumda patojenle savaşan bağışıklık sistemi sinir hücrelerine de hasar veriyor ve temizleyici hareketler aksıyor. Burada aslında otoimmün karakterde bir durum ortaya çıkıyor.

“Yemek yemediğimiz sırada her 90 dakikada bir karnımızdan gelen gurultular MMC yüzündendir. Bu sesler aslında bağırsağın temizlendiğini gösteriyor!”

“ MMC ölçülebilir. Antroduodenal manometri denen testte burundan yerleştirilen ince bir tüp röntgen yardımıyla ince bağırsağa kadar ilerletiliyor ve 6 saat boyunca burada bırakılıyor. Bu sırada bağırsak hareketleri ölçülüyor. Testin bir bölümünde hastaya yemek de yediriliyor. Rutin olarak her hastaya uygulanan bir test değil. Çok zor vakalarda uygulanıyor.” Bu test rutin uygulanmasa da bağırsak hareket bozukluklarıyla ilgili daha fazla bilgi sahibi olunmasını sağlamış.

Smart Pill nedir?

“ Smart pill (Akıllı hap) temizlik dalgasının (MMC) gelip gelmediğini anlamak için kullanılıyor. Bu hap midedeki herşey sindirilmeden mideden çıkamıyor. 1mm’den büyük hiçbir parça mideyi terk edemez. Temizlik dalgası ise sindirim bittikten sonra başlar. Mide boşalsa bile temizlik dalgası hemen gelmeyebilir. O yüzden smart pill midenin ne kadar sürede boşaldığı bilgisini vermez. Ayrıca smart pill sadece ilk dalgayı gösterebilir ve sonra başka dalga olmuyorsa, dalga olmadığını gösteremez çünkü ilk dalgayla birlikte kalın bağırsağa ilerler ve geri gelmez. Oysa bazen bir dalga olabilir ama sonra saatlerce başka temizlik dalgası gelmeyebilir.” Buradan anlaşılabileceği gibi bu dalga bir kez çalışsa bile düzenli olarak çalışmadığında bakteriler ince bağırsakta çoğalabiliyor (ve buna Sibo diyoruz!).

Eritromisin, testte nasıl kullanılıyor?

“ Eritromisin bir antibiyotik. Daha önce, akciğer enfeksiyonu olanlarda verilen yüksek dozun mide bulantısına yol açtığı görülmüş. Buradan eritromisinin kasılmaları başlatan etkisi anlaşılmış. Yüksek dozda verildiğinde bu kasılmalar kusmaya yol açıyor. Belli bir dozun altına inildiğinde ise temizlik dalgasının başlamasını sağlıyor. Aslında eritromisin mide tarafından salgılanan ‘motilin’ hormonunu taklit ediyor. Antroduodenal manometrinin son aşamasında 50mg eritromisin damardan verililiyor. 5 dk sonra temizlik dalgası başlıyorsa, bu, MMC’nin yeniden düzenlenebileceğini gösteriyor. Temizlik dalgası olmuyorsa, hastada tedavi daha zor olacak demektir. ”

SIBO Nefes testinin eksik parçası

“ Bazı hastalarda nefes testi negatif olduğu halde sorunlar oluyor. Bunlar büyük olasılıkla ölçemediğimiz hidrojen sülfit gazından kaynaklanıyor. Şu anda 3 yeni araştırma üzerinde çalışıyoruz. Gelecek sene hidrojen sülfitin denklemdeki önemi daha iyi anlaşılmış olacak ve tedavi edilemeyen veya tekrarlayan vakalardaki eksik parça büyük ihtimalle bulunmuş olacak. Hidrojen sülfitin rolünü bilmek çok önemli. Örneğin metan ve hidrojene bakalım. Metan üretebilmek için hidrojen gerekli. Bu yüzden testte metan gazı ne kadar çok çıkarsa hidrojen o kadar azalıyor. Eğer metan üreten mikroorganizmaları tedavi ettiysem hidrojen yükseliyor. Bazen de hastanın testinde metan veya hidrojen yükselmese bile tedavi uyguluyoruz ve tedaviden sonra hidrojen gazı yükseliyor. Peki tedaviye rağmen bu nasıl oluyor? Çünkü burada hidrojen sülfit üreten bakterileri öldürüyoruz ve bunların kullanmadığı hidrojen testte yükselmiş olarak görülüyor. Dolayısıyla, bu üç gazın durumunu da bilmiyorsak bu hastaları tam olarak iyileştiremeyiz.”

“Metan gazı üreten mikroorganizmalarla hidrojen sülfit üretenler birbirlerini sevmiyorlar çünkü iki grup da hidrojen için savaşıyor. Metanı tedavi edersek hidrojen yükseliyor çünkü hidrojen bu mikroorganizmalar (arkeler) tarafından kullanılmamış oluyor. Metan, hidrojen sülfit ve hidrojen üreten üç grup da aynı anda mevcut olabilir ama bir grubun diğerlerine baskın olması lazım.”

Sibo’nun altında başka hangi nedenler yatıyor olabilir?

Besin zehirlenmesinden sonra SIBO’nun en yaygın nedeni olarak, geçirilen ameliyatlar sonucu oluşan adezyonlar (yapışmalar), bükülmeler geliyor.Bu durumu düzeltmek mümkün olmayabiliyor.” Pimentel burada safra kesesi alınanları örnek gösterdi. Ne kadar çok insanın safra kesesi alınıyor, öyle değil mi?

“Bunların dışında Ehlers-Danlos sendromunun da SIBO’yla ilişkisi olabileceği düşünülüyor. Tümörler başka bir etken olabilir. Narkotiklerin de Sibo gelişimine yol açtığı görülmüş. Örneğin iki hafta süreyle morfin verilen hastalarda sibo geliştiğini gösteren çalışmalar var. Çünkü morfin de MMC’yi bloke ediyor.”

İnatçı vakalarda semptomlarla nasıl başa çıkılabilir?

“ Burada iki tür hastadan bahsedebiliriz. Bazı hastalarda Rifaximin veriyoruz, ki genelde ilk başvurduğumuz ilaç bu oluyor, hasta 3 ay rahat geçiriyor. Tekrarlama olduğunda yeniden rifaximin kullanıyor. Çünkü şu andaki bilgilerimize göre Rifaximin’e karşı direnç gelişmiyor.

Ama Rifaximin’e yanıt vermiyorsanız ve sonraki tedaviye ve sonraki tedavi… O zaman gerçekten durumu idare etmenin yollarını arıyoruz. Burada üç ayaklı bir yaklaşımımız var. MMC’yi olabildiğince çalıştırmak için hastanın tolere edebileceği dozda prokinetik veriyoruz. Bununla birlikte diyetle durumu kontrol altında tutmaya çalışıyoruz. Ve bu yoğun yaklaşımla hasta %50, 60, 70 daha iyi hissediyor. Ayrıca uzun dönemde bakteri sayısını mümkün olduğunca düşük tutabilmek için nane, zerdeçal ve deneyebileceğimiz daha birçok başka doğal tedaviler olabilir. Hastaların hala şişkinliği, gazı olabiliyor. Yani burada aslında tedavi etmiş olmuyoruz ama durumu yönetmeye çalışıyoruz.

Öğün aralarını açmak çok önemli! Eğer bütün gün yemek yiyorsanız MMC çalışmaz! Biz tür olarak buzdolabı ve masamızda duran bir kase patates cipsiyle evrimleşmedik! Yiyeceği bulduğumuz zaman mümkün olduğunca çok yiyip ardından günlerce aç kalıyorduk. Gün içinde her atıştırmanızda temizleme dalgasını durduruyorsunuz. Bu yüzden yemek aralarını açabildiğiniz kadar açmak en iyisi.”

En az kaç saat yememeliyiz?

“ Yiyeceklerin sindirilmesi için 3 saat gerekiyor. 1,5 saat de temizlik hareketi için gereken süre. O yüzden 3 veya 4 saat sonra yerseniz tam temizlik dalgasının başlamasının eşiğinde oluyorsunuz. Bir de üstelik bozulmuş bir MMC’niz varsa birkaç saat daha tanımanız daha iyi olacaktır. Bu yüzden en az neredeyse beş saat olması gerek diyebiliriz.”

Bir lokma bile yemeyecek miyiz?

“ Yiyebilirsiniz ama yememelisiniz! Şeker ve süt içermediği müddetçe çay-kahve içilebilir. Su içtiğimizde peş peşe iki bardak birden içersek mideyi şişirecek ve yemek yendiği hissi uyandıracaktır. Bu da temizlik durumundan sindirim durumuna geçmesine sebep olabilir. O yüzden su içerken bile azar azar sık sık içmek daha iyi.”

Hastalar kendilerini daha iyi hissetmeye başladıklarında diyetlerinden çıkardıkları gıdaları yeniden denerlerse SİBO geri gelebilir mi?

“ Evet yavaş yavaş SİBO’yu geri getirme ihtimalleri var. Özellikle düşük FODMAP diyetinde bu ihtimalin üzerinde daha da çok  durulmalı. Bazılarınız bunu söylememden hoşlanmayabilir ama düşük FODMAP diyeti sağlıklı değil. Ama bu diyeti sevenler bile sonunda bazı gıdaları geri almak zorunda olduklarını biliyorlar çünkü uzun dönemde bu diyet onlara zarar veriyor. Geçen aylarda American College of Gastoenterology bir çalışma yayınladı ve düşük FODMAP diyetinin üç aydan uzun süre uygulanması durumunda ölçülebilir besin yetersizlikleri görülmeye başlandığını gösterdiler.”

Yine bu zirvede dinlediğim başka bir konuşmacı, Michael Ruscio ise düşük FODMAP diyetiyle ilgili daha farklı görüşler belirtti. Düşük FODMAP’in kalın bağırsaktaki bifidobakteri sayısını azaltsa da bakteri çeşitliliğini artırdığına, histamini azalttığına, serotonin hücrelerinin çoğalmasını sağladığına dair olumlu çalışmalardan bahsetti. Kendisi de uzun süre kısıtlı bir diyet uygulanmasını önermese de 2 yıl düşük FODMAP beslenenlerde bile diyetin etkisini koruduğunu ve bağırsağın zarar gördüğüne dair bir bulgu olmadığını gösteren bir çalışma olduğunu anlattı.

Pimentel’e dönecek olursak… “ Bizim düşük fermentasyon diyetimiz ise uzun süre devam ettirilebilir çünkü düşük FODMAP diyeti kadar kısıtlayıcı bir diyet değil. Ancak bizim diyetimizde her zaman diyet dışı kalması gereken yiyecekler var. Soğan, sarımsak, mercimek, fasülye ve bu tarz yiyecekler, sindirilemeyen şekerler, süt ürünleri – laktoz SİBO’yu geri getirme risklerinden dolayı her zaman liste dışı.”

“ Ama insanların çok yemesini istemediğimiz lifli yiyecekler konusunda daha esneğiz. Bunları yemeyi deneyebilirler ama az evvel saydıklarımı unutmalılar.”

Burada Pimentel’in diyetinin (Cedars-Sinai Diet) bazı eleştiriler aldığını da ekleyeyim. Özellikle basit şekerlere ve glutene izin vermesi, “kurabiye kek yiyebilirsiniz” demesi şaşkınlıkla karşılanıyor ve sağlıksız bir diyet önerdiği düşünülüyor. Sanırım Pimentel bunların yenmesini teşvik etmiyor ama hasta zaten bu şekilde besleniyorsa diyete devam etmesini sağlamak adına, ince bağırsak bakterilerini beslemeyen bu yiyeceklere izin veriyor. Çünkü diyetin yer aldığı sayfanın birçok yerinde, hastanın kendini strese sokmaması, normal hayatına devam etmeye çalışması öğütleniyor.

“ Ama bahsettiğim yiyecekler konusunda çekincelerim var. Örneğin Japonya’da farelere kırmızı barbunya yedirerek bakterilerin aşırı çoğalmasını sağlamışlar! Sadece bununla! Çünkü kırmızı barbunya o kadar zor sindiriliyor ki, bağırsak sürekli sindirim durumunda kalıyor. Yiyeceğin bağırsaktan geçip gitmesi 12 saat sürüyor. Bağırsak uzun süre yiyeceği sindirmeye uğraşıyor ve bu sırada bakteriler birikiyor. En azından hipotez bu şekilde.” Bu çalışmada barbunyanın farelere ne şekilde verildiğini bilmediğimize dikkat çekmek istiyorum. Suda bekletme, düdüklü tencerede pişirme gibi yöntemler kullanıldı mı? Bunlar sindirm süresini muhakkak etkileyecektir.

Pekiyi bir seferde tedavi olanlar istediklerini yiyebilirler mi?

“ Eğer tedavi oldularsa genelde onları birinci seneden sonra bir daha görmüyorum. Yıllar sonra alışveriş merkezinde karşılaştığımda yeme içme bölümünde istediklerini yiyor oluyorlar. O yüzden sanırım böyle hastalar her istediklerini yiyebilirler ve büyük ihtimalle yiyorlardır.” Bu hastalar SİBO vakalarının 3’te 1 kadarını oluşturuyor. Maalesef büyük çoğunluğunda SİBO nüks ediyor.

SIBO’da Kullanılan İlaçlar ve Diyetin Etkisi

Bu yazı SIBO hakkında yazdığım üçüncü yazı ve SIBO’yu tedavi etmede kullanılan antibakteriyellerden bahsediyor. SIBO’nun ne olduğu, nedenleri, semptomları, önerilen beslenme şekli ve tedavi yaklaşımlarıyla ilgili bilgileri verdiğim yazıma buradan, SIBO teşhisinde kullanılan test yöntemlerine ise buradan ulaşabilirsiniz.

SIBO tedavisinde, semptomları hızlı bir şekilde azalttıkları için diyetler oldukça ön planda. SIBO için önerilen diyetler genel olarak çeşitli karbonhidratları ve lifli yiyecekleri kısıtlıyorlar. Ancak bunun uzun dönemde nasıl sonuçları olacağı tam olarak bilinmiyor. İnce bağırsaktaki bakterileri aç bırakarak bakteri sayısını azaltmayı hedefleyen bu yaklaşımın, azalmasını istemediğimiz kalın bağırsak mikrobiatası üzerinde de etkileri olması kaçınılmaz. Yapılan çalışmalar da, bu diyetlerin uzun süre uygulanmasının, kalın bağırsak mikrobiatasına zarar verebileceği uyarısında bulunuyorlar. (1)(2)(3)(4)

Ayrıca SIBO konusunda sayısız araştırmada imzası bulunan, önde gelen araştırmacı Mark Pimentel, karbonhidratların aşırı sınırlandırılmasının bakterileri hibernasyona uğratabileceğini ve antibakteriyel tedavinin başarısını düşürebileceğini söylüyor. Antibiyotikler, bakteriler replikasyona uğrarken (çoğalırken) etki ediyorlar, bu yüzden onların doymuş, mutlu ve çoğalmaya hazır olmalarını istiyoruz, kıtlık koşulları altında kabuklarına çekilmiş beklemelerini değil (5).

Bu yüzden SIBO’nun yarattığı rahatsızlığı hafifletmek için diyete başvurulsa bile, çok kısıtlı bir diyeti hayat tarzı haline getirmeden bir an evvel antibakteriyellere yönelmek daha mantıklı görünüyor.

Şimdi kullanılan farklı antibiyotik rejimlerine bakalım. Antibiyotik ismi ve çalışmalarda kullanılan dozları vermek konusunda oldukça düşündüm. Hastalığın teşhisinden emin olmadan, antibiyotiğin ciddi yan etkileri olabileceği ihtimalini tartmadan, etkileşime girebileceği kullanılan diğer ilaçları hesap etmeden ezbere antibiyotik kullanılmasını teşvik etmek asla istemem. Ancak diğer yandan bu bilgiler İngilizce bilenlerin zaten erişebileceği bilgiler. Ve biz bunları paylaşmasak da yine komşusunun kullandığı ilacı kendi derdine çare olur diye kullananlara engel olamayacağız. En azından okuyup derinlemesine araştıran, sağlığını bu kadar hafife almayan insanlar için daha net bilgilerin olduğu bir kaynak sağlamış olurum diye düşünüyorum. Çünkü maalesef her şey diyetle düzelmiyor ve doktorlarımız bazen biz talepte bulunmazsak bu tedavileri bize sunmuyor. Bu yüzden, lütfen bu bilgileri kendi kendinize uygulamak için değil, doktorunuza sormak ve tedavi sırasında onunla iş birliği içinde olabilmek adına bilinçlenmek için kullanın ve her zaman sizin kişisel sağlık öykünüzü, kullandığınız ilaçları bilen doktorunuzla iletişim halinde olun.

Farmasötik Antibiyotikler:

SIBO tedavisinde ilk tercih edilen antibiyotik Rifaximin. Rifaximin bütün SIBO vakalarında kullanılabiliyor. Metan gazı baskın SIBO’larda protokole Neomisin de ekleniyor.

Rifaximin bildiğimiz antibiyotiklerden farklı olarak kalın bağırsak bakterilerine zarar vermiyor veya mantar artışına neden olmuyor. Rifaximin safrada çözüldüğü için ince bağırsaktan çıktığında kristalize olarak etkisini yitiriyor. Ayrıca vücut tarafından emilmediği için sadece lokal etki gösteriyor.(6)

Rifaximin’in bir başka özelliği ise bakterilerin ona karşı direnç geliştirmemesi. SIBO’nun sık nüks edebilen bir durum olduğu düşünüldüğünde elimizde tekrar tekrar kullanabildiğimiz bir ilaç olması büyük bir avantaj (6).

Bunların dışında Rifaximin’in alışılmadık bazı avantajları bile var. Plazmidleri azaltarak bakterilerdeki antibiyotik direncini azalttığı ve ince bağırsaktaki enflamatuvar sitokinleri azaltmak suretiyle antienflamatuvar etki gösterdiği söyleniyor (6).

SIBO tedavisi için Rifaximin’le yapılan çalışmalarda günlük 1200-1650mg’lık dozlar üçe bölünerek kullanılmış. Nefes testi sonuçlarına göre %70-90 oranlarında başarı sağlanmış, ortalama %90 oranında şikayetler ortadan kalkmış (7). Tedaviye farklı çalışmalarda 10-14 gün boyunca devam edilmiş (7) ancak daha uzun süre kullandırılan hastaların da olduğu belirtiliyor (5). Rifaximin Türkiye’de Colidur ve Normix ticari isimleriyle satılıyor. Diğer ülkelerdeki isimleri için bu linke başvurabilirsiniz.

SIBO kabızlıkla seyrediyorsa Rifaximin’e Neomisin eklenmesi başarı şansını artırıyor. Dr. Pimentel’in protokolüne göre 10 gün boyunca, günde 1600mg Rifaximin ve 1000mg Neomisin kullanılıyor. Rifaximin dozu 3’e, Neomisin 2’ye bölünerek alınıyor (7).

Eğer kabızlık ishalle dönüşümlü seyrediyorsa sadece Rifaximin öneriliyor (7).

Bunların dışında Metronidazol üzerinde de çalışmalar yapılıyor ancak Metronidazol sistemik etkileri olan ve kalın bağırsaktaki faydalı bakteri florasına zarar verebilecek bir antibiyotik (7). Tabi ki hastanın var olan diğer sağlık sorunlarına göre tercih edilebileceği durumlar olabilir.

Bitkisel Antibiyotikler

Daha uzun sürse de bitkisel antibakteriyellerin klasik antibiyotikler kadar etkili olduğu yapılan bir çalışmada gösterilmiş (6). Birçok doktor da bitkisel antibiyotikleri kullanıp iyi sonuçlar aldıklarını bildiriyorlar. Bu yüzden gerek ilk tercih olarak, gerekse farmasötik antibiyotiklerden sonuç alınamadığında, bazen de SIBO’nun tekrarlaması durumunda bitkisel ilaçlara başvurulabilir.

SIBO uzmanı Dr. Allison Siebecker, bitkisel antibakteriyellerin kullanıldığı sadece iki çalışma olduğu için doğru kombinasyonlar ve dozlar konusunda klasik antibiyotikler kadar net bilgimiz olmadığını söylüyor. Yapılan bu çalışmalarda şu iki kombinasyon kullanılmış (8):

  • Biotics FC Cidal ve Biotics Dysbiocide, veya
  • Metagenics Candibactin-AR ve Metagenics Candibactin-BR

Bu iki kombinasyon da dört hafta boyunca günde iki kez, iki kapsül olarak kullanılmış.

Bunların dışında sarımsaktan elde edilen Allisin ekstratı günde 2 veya 3 kez olmak üzere 450mg’lık dozlarda; hydrastis canadensis (altınmühür), sarı boya çalısı (oregon grape), berberis (barberry) gibi bazı bitkilerde bulunan berberin günde toplam 5g olmak üzere küçük dozlara bölünerek, emülsifiye kekik günde 2 kez 100mg, neem takviyesi ise günde 3 kez 300mg olmak üzere, Allison Siebecker’ın kendi kliniğinde kullandığı bitkisel antibiyotikler (6). Bunları tek başlarına veya 2-3’lü kombinasyon halinde kullandığı söylüyor (8). Bitkisel antibiyotikler kullanıldığında nefes testi sonuçlarının normale dönmesi 1 ayı buluyor ve iyileşme krizi (die-off / Herxheimer reaksiyonu) daha uzun sürebiliyor.

Bu ilaçların bitkisel olmaları asla zarar vermezler anlamına gelmiyor, bunu lütfen unutmayın. Örneğin ince bağırsaktaki bakterilerin yanında kalın bağırsaktaki faydalı flora üzerinde de etkileri olabilir. Kullandığınız başka ilaçlarla etkileşime girebilirler. Bitkilerden bu kadar güçlü etkileri olan ilaçlar elde edilebilmesi için o bitkiden çok fazla miktarda kullanılması gerektiğini unutmayın. Örneğin esansiyel yağlarla ilgili bir makalede bu yağların, hücre iç zarları ve organellerine zarar veren pro-oksidatif (oksidatif stresi tetikleyici) etkileri olabileceği belirtilmiş (9). Bu yüzden hem kullanmadan önce klasik bir antibiyotik kullanırken gösterdiğiniz özeni göstermeli hem de nasıl olsa zararı yok düşüncesiyle önlem amaçlı aylarca kullanmaya devam etmemelisiniz. Bu bilgiler tamamen araştırabileceğiniz bir başlangıç noktası sağlamak amacıyla yazıldı, mutlaka kendi durumunuza uygunluğunu kendiniz yeniden gözden geçirin.

error: İçerik izinsiz kullanılamaz!