Terlemeyle Ağır Metalleri Atmak Mümkün mü?

By March 27, 2019Blog

Terleme, toksinleri atmak için iyi bir yöntem olarak bilinir ve detoks için genel tavsiyeler arasında sayılır. Pekiyi konu ağır metallere gelince terleme ne kadar etkili? Benim gibi yuvarlak laflar duyduğunda “Acaba binlerce kez tekrar edildiği için mi doğru kabul ediyoruz, yoksa gerçekten böyle mi?” diye düşünenlerdenseniz, terlemeyle ilgili araştırmalardan bahsedeceğim bu yazım ilginizi çekebilir. Bu yazıyı geçenlerde greenmedinfo.com sitesinde, kurucusu Sayer Ji’nin yazdığı bir yazı üzerine yazdım. Ancak o, yazısında, terlemenin yalnızca vücut sıcaklığını ayarlamaya yaramadığını, toksinleri de atmada önemli olduğunu vurgularken, ben yazının kaynakçasından ulaştığım ve birçok araştırmayı derlemiş olan bir çalışmadan dikkatimi çeken noktaları paylaştım.

Özetle

Çalışmalardaki bireylerde terlemeyle atılan ağır metallerin miktarı, genel olarak, idrar ve kanlarında tespit edilen ağır metal miktarlarından daha fazla bulunmuş. Hatta bazı bireylerde terde ağır metal tespit edilirken kanda ya da idrarda tespit edilememiş. Katılanları terletmek için egzersiz, sauna ya da terlemeyi uyarıcı ilaçlar kullanılmış.

 

Bu arada Sayer Ji, yazısında, plastiklerde bulunan ve birçok sağlık sorunuyla ilişkisi olan bisfenol-A (BPA) ve fitalatların da terdeki ölçümlerinin, idrar ve kan serumundaki miktarlarından daha yüksek olduğunu gösteren çalışmalara yer vermiş. Hatta burada da bazı katılımcılarda idrarda veya kanda bu maddeler tespit edilemezken terde tespit edilmiş. Yani ter, bu maddeler için de iyi bir atılım yöntemi olabilir.

Şimdi ağır metallere dönelim. Civa, kurşun, kadmiyum ve arseniğin ölçüldüğü 20’den fazla çalışmayı içeren bir analizden dikkatimi çeken çalışmaların sonuçları şu şekilde (2):

Civa:

  • Kanada’da yapılan, 10 sağlıklı, 10 da kronik sorunları olan bireyin incelendiği çalışmada ortalama kan, idrar ve ter civa miktarları, terde bir parça yüksek olsa da birbirine yakın çıkmış diyebiliriz (sırasıyla 0.61, 0.65, 0.86 mcg/L). Ancak her üç örneğinde de civa tespit edilen kişilerin sayısı 16 iken, geri kalan 4 kişide yalnızca terde civa görülmüş. Yani bu kişilerde teşhis amaçlı kan ve idrar civa testleri yapılsaydı, sonuç negatif çıkacağı için vücutlarında civa olmadığı düşünülecekti.
  • 1978’de paylaşılan bir vakada, 13 yıl boyunca termometre üreten bir yerde çalışarak günde bir saat civa buharına maruz kalan bir işçinin tedavisi anlatılmış. Son 6 ayında artık iş göremez duruma gelen hastaya, önce iki ay boyunca çeşitli şelasyon ajanları verilmiş. Ardından da birkaç ay boyunca hergün terleme ve fizyoterapi seansları uygulanmış. Tedavi boyunca terde civa atıldığı yapılan ölçümlerle görülmüş. Tedavi sonunda ise, hastada herhangi bir yan etki oluşmadan, kan, idrar ve terde ölçülen civa miktarları normal seviyelere inmiş (3).

Kurşun:

  • Yukarıda bahsettiğim Kanada çalışmasında, ter, kan ve idrardaki kurşun miktarları ortalama olarak şöyle bulunmuş: 31, 0.12, 1.8 mcg/L. Burada terde atılan miktarın oldukça yüksek olduğunu görüyoruz. Bütün katılımcılarda kurşun her üç örnekte de tespit edilmiş. Kurşun her yerde!
  • 1991’de İngiltere’de çok ilginç bir çalışma yapılmış. İki gönüllü toplamda 20mg olmak üzere 1 veya 2 kez kurşun klorür içmişler! Bu nasıl bir bilim aşkıdır? Veya doktoralarını tamamlamak için zehir içmeye bile razı iki araştırmacı mıydı bunlar? Bunları bilemiyoruz… Ama sonuç olarak akut dönemde ölçülen bu kurşun bileşiği bu defa terde fazla atılmamış. Kurşunu içtikten sonraki 4. saatte kanda en yüksek seviyesine ulaşmış. Ilk 24 saatte bu yüksek seviyesini korumuş ve sonraki birkaç hafta içinde yavaş yavaş düşüş göstermiş. İdrarda da buna paralel miktarlar tespit edilmiş. Bu çalışma o kadar ilgimi çekti ki açıp okudum ve bunun aslında ilk olmadığını gördüm! Birçok başka çalışma daha varmış. Bunlardan birinde, bir araştırmacı, 16 -başlangıçta- sağlıklı deneğe nikel içirmiş! Ve sonrasında terde anlamlı bir atılım görememiş. Kanda ve idrardaki nikelde artış olduğu halde… Bizim kurşun içiren araştırmacılar, daha önceki başka çalışmaları da hesaba katarak bunlardan şu sonucu çıkarmışlar: Bu tip ağır metaller akut safhada dokulara henüz geçiş yapmadığı için kan ve idrarda daha fazla görülüyor. Kronik olarak maruz kalındığında ise dokularda birikim artıyor ve dolayısıyla terle atılımları da artıyor (4).
  • 1986’da Almanya’da yapılan çalışmada, aerobik dayanıklılık antrenmanlarıyla (kürek çekme) atılan kurşun miktarı, daha kısa süreli ama daha yoğun antrenmanla (bisiklet sürme) atılan kurşun miktarından daha fazla bulunmuş (değerler kanda ölçülmüş). Yani bu çalışmaya göre daha uzun süre boyunca terlemek, daha kısa sürede aynı (veya daha fazla?) oranda terlemekten daha avantajlı olabilir.

Kadmiyum:

  • Kanada’da, yukarıda bahsettiğim çalışmada, katılanların sadece üçünde kan, idrar ve ter olmak üzere bütün örneklerde kadmiyum tespit edilebilirken, 17’sinde ise terde kadmiyum görülmüş. Yani ter, kadmiyum tespiti için iyi bir yöntem olabilir. Tespit edilen ortalama miktarlara bakıldığında ise kadmiyumun terle diğer yollara göre daha iyi atıldığı görülüyor. Kan, idrar ve terdeki ortalama miktarlar, sırasıyla: 0.03, 0.28, 5.7 mcg/L.
  • ABD’de 28 öğretim görevlisinin gönüllü olduğu çalışmada terde tespit edilen kadmiyum miktarı 11-200mcg/L arasında değişirken, idrarda ise 0-67mcg/L arasındaymış. Terlerinde fazla kadmiyum olanların idrarında da fazla kadmiyum olması gibi bir durum çıkmamış ortaya. Buradan da tek başına yapılan bir idrar testinin her zaman vücuttaki durumu yansıtmayacağı sonucunu çıkarabiliriz.

Arsenik:

  • Bangladeş’te arsenik zehirlenmesi geçiren ve cilt belirtileri gösteren bir grup, içme suyunda arseniğe maruz kalan başka bir grup ve hiç arseniğe maruz kalmayan üçüncü bir grup karşılaştırılmış. Bekleneceği üzere arseniğe maruz kalanlarda terdeki arsenik miktarı, maruz kalmayanlardan birkaç kat fazla bulunmuş. Arsenik zehirlenmesi grubuyla içme suyundan arsenik alanlar arasında herhangi bir fark görülmemiş. Acaba terde atılabilecek maksimum bir arsenik miktarı mı var, yoksa içme suyuyla alınan arsenik de belki uzun döneme yayıldığı için cilt belirtilerine yol açmasa da çok mu yüksekti diye merak ettim açıkçası…  Burada bildiklerimizi onaylayan başka bir bilgi de, arsenikle birlikte çinko ve E vitaminin de atıldığının görülmesi. Bu, diğer ağır metallerde olduğu gibi, arsenik toksisitelerinde de bu vitamin ve minerallere olan ihtiyacımızın arttığını gösteriyor.
  • Yine Kanada’daki çalışmada, 20 katılımcının 17’sinde arsenik tespit edilmiş. Bu defa en fazla arsenik idrarda ölçülmüş. ( Ortalama miktarlar idrar, ter ve kanda sırasıyla 37mcg/L, 3.1mcg/L, 2.5mcg/L)

Bu bulgulardan bence iki önemli sonuç çıkarabiliriz:

Birincisi; egzersiz, sauna veya başka bir yolla terlemeyi rutin olarak uygulamak, zaman içerisinde vücut ağır metal yükünü sandığımızdan daha fazla azaltabilir. Yazının başında da söylediğim gibi  “Terlemek toksinleri atar,” deriz ama ağır metal şüphesi duyduğumuzda ilk aklımıza gelen detoks yöntemi genelde şelasyon ajanları ya da takviyeler almak olur. Bu ajanlarla atılan metal miktarını terle atılan miktarla kıyaslayamam ama bu tarz ilaçların en hafiflerinin, en bitkisel olanlarının bile yan etkileri olabiliyor. Bu yüzden dokuda biriken ağır metali kana geçirip atmaya çalışmakla kıyaslandığında terlemek bana daha güvenli bir yöntem gibi geliyor. Dediğim gibi etkinliklerini kıyaslayamam ama en azından diğer yöntemlere ek olarak uygulanması işleri hızlandırabilir görüşündeyim.

Çıkarabileceğimiz ikinci sonuç ise ter testlerinin, vücut birikimini ölçmede genelde pek işe yaramayan kan ve idrar testlerine yeni bir alternatif olabilecek olması. Bu yükü ölçmede kullanılan saç, eritrosit, hücre içi spektrofotometre analizleri (oligoscan, zell-check) gibi başka testler de var. Saç testleri idrar ve kana göre daha güvenilir bulunsa da bazen direkt olarak durumu yansıtmayabiliyor ve mineral oranlarından yorum yapmak gerekebiliyor. Zell-check ise çok pratik bir test olsa da bazı araştırmacılar tarafından doğru olmadığı yönünde eleştiriliyor (5) (6). Kısacası vücuttaki ağır metal yükünü tam olarak anlamak için henüz herkesin geçerli gördüğü bir yöntem bulunabilmiş değil. Bu yüzden terdeki miktarın ölçülmesi de başvurabileceğimiz başka bir yöntem olabilir.

Terleyemiyorsanız…

Kalıtsal ya da sonradan gelişen, ter bezlerine, cilde veya sinirlere hasar veren bir rahatsızlığınız yoksa terleyememe zaman içinde düzelebilir. Özellikle de toksinlere maruz kalan insanlarda, otonom sinir sisteminin vücut ısısını dengeleyici özelliği azalabildiği için terlemenin de zorlaşabileceği belirtilmiş(2). Bunu düzenleyebilmek için beslenme ve gıda takviyeleri yardımıyla biyokimyasal süreçlerin düzeltilmesi, ayrıca lenf drenajını uyarıcı yöntemler ve sauna öncesi egzersiz önerilmiş (2). Lenf drenajını uyaran yöntemlere örnek olarak masaj, kuru fırçalama, trombolinde zıplama ve her türlü başka egzersizi gösterebiliriz. Daha önce düzenli egzersiz yapan biri değilseniz, ilk antrenmanınızda çok iyi sonuç almayı beklemeyin. Daha uzun süredir düzenli egzersiz yapanların daha iyi terleyebildikleri görülmüş. Bu yüzden vücuda uyum sağlaması için biraz zaman vermek gerekiyor… Ve tabi bol su içmek de terlemenin başka bir püf noktası. Bol su içip egzersiz konusunda ısrarcı olduğunuzda yavaş yavaş daha kolay terleyebildiğinizi göreceksiniz. Terlediğinizde artan mineral atılımını telafi edebilmek için beslenmenize de özen göstermeniz gerektiğini de küçük bir hatırlatma olarak yazayım.

2 Comments

Leave a Reply to çiğdem onur Cancel Reply

error: Paylaşmak için lütfen izin alın !!