Yüz Gelişimi, Ortotropik Tedavi ve Mewing

Çapraşık dişler, alt ya da üst çenenin diğerine göre fazla ileride/geride olması, ön dişlerin tam kapanmaması… Bunlar gibi sorunların kaynağı sadece genlerimiz mi? Neden bizden çok önce yaşamış insanların çenelerinde, 20’lik dişler de dahil bütün dişlerin rahatça dizilebileceği kadar yer varken günümüzde bu artık bir lüks gibi görünüyor? 95 yaşındaki İngiliz ortodontist Prof. John Mew’a göre çeneler ve çapraşık dişlerle ilgili bütün sorunların kaynağında özellikle de gelişim çağında yerleşen duruş bozuklukları yatıyor. 

John Mew’u 2019’da IAOMT konferansında tanıdım. Ufuk açıcı ve dinlemeye doyamadığımız bir sunum yaptı…Kendisi önce senelerce çene cerrahı olarak çalışmış. Çenelerin gelişimindeki sorunların cerrahi yöntemlerle düzeltildiği -örneğin çenelerin ileri ya da geri alındığı- ortognatik cerrahilerde görev almış. Savaş sırasında baktığı, yüzlerine yara almış askerler, yüzümüzün hayatımızda ne büyük öneme sahip olduğu fikrine yoğunlaşmasını sağlamış. Yüz gelişimine, estetik oranlarına, sorunların nereden kaynaklandığına büyük merak duymaya başlamış. Bir süre cerrahlığı bırakıp genel diş hekimliği yaptıktan sonra yeniden ortodonti alanında uzmanlaşmış. 

Ona göre ortognatik cerrahilerde gördüğü en güzel sonuçlar gerideki alt veya üst çenenin ileri alınmasıyla ortaya çıkıyormuş. Buna karşılık, ortodontik tedavilerde dişlere yer sağlayıp çapraşıklıkları düzeltmek için sağlam dişlerin çekilmesi ve ön dişlerin geri alınması, ona büyük bir çelişki olarak görünüyormuş. Elbette güzellik anlayışı göreceli olabilir ancak çoğu insana hoş görünen ya da en azından çirkin bulunmayacak olan bazı genel özellikler olduğu bir gerçek. Geride olmayan bir üst çene, belirgin elmacık kemikleri, aşağıya doğru aşırı derecede uzamamış, ileriye doğru da gelişmiş alt ve üst çeneler genel olarak hoş bir ahenk yaratır. Hatta dünya üzerinde, güzel oldukları konusunda çoğu kişinin hemfikir olacağı birçok ünlünün yüzünü incelerseniz bu özellikleri bulabilirsiniz. Bu şekilde bir yüz gelişimi “yatay” büyüme sayesinde oluyor (elbette yüz ileriye doğru büyürken aşağıya doğru da büyüyor ancak “dikey” büyümedeki kadar uzamış bir yüz ortaya çıkmıyor.) John Mew’a göre bu “yatay” büyümenin gerçekleşmesi aşağıda detaylarını vereceğim doğru duruşun korunması sayesinde oluyor. 

Sol tarafta yatay yönde, sağda ise dikey yönde büyüme gösteren profiller görülüyor.

Mew’a göre doğru duruş nasıl olmalı?

  • Dil tamamen damağa temas etmeli. Genelde dilimizi damağımıza değdiriyor olsak bile, bazılarımızda değen kısım sadece dilin ucu olabiliyor. Halbuki dilin orta ve arka kısımlarının da damağa temas etmesi gerekiyor. 

 

Solda dil tamamen damağa temas ediyor, sağda ise alt çenede duruyor. Fotoğraf: http://www.aljabri.com/blog/how-to-mew/

 

  • Dil damaktayken alt ve üst dişler birbirlerine hafifçe temas etmeli veya boşluk kalsa bile çok az olmalı. (Normalde dinlenme pozisyonunda dişlerin birbirinden hafif ayrı olması gerektiğini kabul ederiz ama John Mew bu fikre katılmadığını belirtiyor.)
  • Dil damakta ve dişler hafif temasta olduğu sırada dudaklar da kapalı olmalı ve burundan nefes alınıp verilmeli
  • Dil, dişler ve dudaklar günde 4-8 saat bu pozisyonda kalıyor olmalı. 

(Bu maddelerin özellikle gelişme çağında sağlanıyor olması gerekiyor.)

Bu pozisyon bize ne sağlıyor?

Durup yüzümüzün nasıl geliştiğine kafa yoracak olursak ilk tahminimiz kemiklerin genetik bilgiye göre oluştuğu ve yumuşak dokuların onları takip ettiği şeklinde olabilir. Ama yapılan çalışmalar, kemiğin şekillenmesinde yumuşak dokuların büyük payı olduğunu gösteriyor. “Fonksiyonel Matriks Teorisi” denilen bu teoriye göre kaslar çalışırken kemiği şekillendiriyorlar. Bu yüzden de kasların nasıl ve ne kadar çalıştıkları kemiğin gelişim şekli ve miktarında önemli rol oynuyor.

Örneğin hayvanlarda gelişme döneminde yüzün tek tarafındaki sinirlerin kesilmesi (dolayısıyla kasların çalışmaması) yüzün asimetrik olarak büyümesine yol açıyor. Sıvı beslenen hayvanlarda yüz daha az gelişirken sert gıdalar verilen hayvanların daha belirgin kasları, daha iyi diş dizilimleri ve daha iyi gelişmiş çeneleri oluyor. Çocukların yumuşak gıdalarla beslendiği toplumlarda daha fazla çapraz kapanışlar ve daha dar damaklar görülüyor. Ayrıca beslenme biçimleri zaman içinde değişen yerel halklara bakıldığında, yiyeceklerin sertlikleri azaldıkça yüz şekillerinin de daha dar ve uzun olmaya başladığı gözlemleniyor (1)(2). Yani kemiğin gelişimini yönlendiren ya da onun gerçek potansiyeline ulaşmasını sağlayan, kasların yeteri kadar fonksiyon görmesi oluyor.

Dil pozisyonuna dönecek olursak, dilin damakta durması, üst çene kemiğinin gelişiminde rol oynuyor, damağın ileriye ve yanlara doğru genişlemesini sağlıyor. Bütün dişlerin sığabileceği yer kazanılmış oluyor. Üst çene yalnızca aşağıya doğru uzamıyor, “yatay” büyüme de sağlanmış oluyor. Aşağıdaki fotoğrafı incelediğinizde üst çeneye bağlı olan elmacık kemiklerinin, burnun, göz çukurlarının da bu gelişimden etkileneceğini görebilirsiniz. Ayrıca dişlerin temas etmesi ve ağzın sürekli açık durmaması da, karşılıksız kaldığında uzama eğiliminde olan dişlerin uzamasını önlemiş oluyor. 

Fotoğraf: https://commons.wikimedia.org/wiki/File:Maxilla.jpg

Ortotropik Tedavi (Orthotropics)

Yukarıda saydığım koşullar sağlanamadığında yüz gelişimi bundan çeşitli şekillerde etkileniyor. Bu koşulların sağlanamamasının farklı nedenleri olabilir. Çocuğun geniz eti büyümüşse burnundan nefes alamıyor olabilir. Gerek uyku sırasında, gerek uyanıkken ağzı uzun süre açık olan çocukta damak genişlemeyecek, dişler uzayacak ve dikey yönde büyüme daha fazla olacaktır. Yine yukarıdaki çalışmalarda bahsettiğim gibi sert gıdalar tüketmeyen çocuklarda da kaslar yeterince güçlenmediği için çene kemikleri bütün dişlerin sığabileceği kadar gelişemeyebilir. Ayrıca parmak emme, emzik kullanma ya da başka alışkanlıklar da çene gelişimini kötü yönde etkiler. 

Bu gibi durumlarda bozulan büyüme-gelişme şeklini düzeltebilmek için bir tedavi uygulanması gerekiyor. John Mew’a göre “yatay” büyümeyi sağlayabilecek tek tedavi şekli, kendi geliştirdiği “ortotropik tedavi” yöntemi. Bu iddiasını, ortodontik tedavinin zararlı olduğu iddiasıyla birleştirince ortodonti camiasının genel olarak ona düşman olmasına şaşırmıyor insan. Yani burada aslında “alternatif” ve eleştirilen bir tedavi şeklinden bahsettiğimizi belirtmiş olalım bu vesileyle. 

Tedavide kullanılan ağız içi aygıtlar bir yandan çenelerin gelişimini yönlendirmeyi, bir yandan da çocuğa dilini damağında konumlandırma ve ağzını kapalı tutma alışkanlıklarını kazandırmayı amaçlıyor.

Mew, en iyi sonuçların 6-8 yaşları arasında alındığını söyledi konuşmasında. Çene gelişiminin ne yönde olacağını bu erken yaşta tahmin etmenin bazı ölçülebilir yolları var. Hatta kendisi karşılaştığı bazı çocuklarda kötü gidişatı fark ederek anneleri uyarmış ancak anneler onu ciddiye almadıkları ve müdahale etmedikleri için maalesef çocuklarında ileride tam da Mew’un tahmin ettiği şekilde sorunlar ortaya çıkmış. Öncesi-sonrası fotoğraflarına baktığınızda gerçekten de büyüme yönünün bozulmasının ne kadar çarpıcı sonuçlar doğurduğunu görebilirsiniz. 

Ortotropik tedavi neden bu kadar şaşırtıcı ve tartışmalı? 

Çünkü Mew, normalde ameliyat olması gerektiği söylenen birçok hastayı bu yöntemle orantılı yüzlere kavuşturmuş. Diş çekimi yapmadan düzelmesi imkansız görünen vakaları, sadece dişleri dizerek değil, yüz estetiğine de büyük katkı sağlayarak tedavi etmeyi başarmış (hatta diş dizilimine yüz gelişimi kadar önem vermediğini söyleyebiliriz). Gömük kalmış köpek dişlerini bile ameliyatsız olarak sürdürdüğü vakaları olmuş. Bütün vakalarda da yatay büyümeyi sağlamış ve dikey büyümeye sebep olabilecek ortodontik tedavilere göre yüz estetiğini daha iyi bir noktaya getirmiş. Ayrıca tedavi sonunda hastaların ömür boyunca retainer (ortodontik tedavi sonrası dişlerin geri gelmesini engelleyen bir aygıt) kullanmaları gerekmiyormuş, çünkü dişler, çene ilişkisi, kaslar olmaları gereken yere gelip denge yakaladıkları için bu konum kendiliğinden korunuyormuş. Aşağıda ortotropik tedavi görmüş bazı vakaları görebilirsiniz.

Fotoğraftaki çocuklar ikiz kardeşler. Yukarıdaki çocuk diş çekimi ve klasik ortodontik tedavi görmüş, aşağıdaki ise diş çekimsiz ortotropik tedavi.

 

Sorun şu ki aldığı sonuçlar klasik ortodontide “yapılamaz” gözüyle bakılan hareketler sayesinde oluyor. Örneğin “Ortodonti Profesörleri” başlıklı şu sayfada alt çenenin yalnızca 1-2 mm ileriye gidebileceği, Mew’un yönteminin yalnızca izole birkaç vakada işe yaradığı söyleniyor. John Mew özellikle 70-80’lerde meslektaşları tarafından ciddi şekilde alaya alınmış ve şu anda bildiğim kadarıyla diş hekimliği kaydı iptal edilmiş bulunuyor. 

Aslında çok iddialı konuşuyor olsa da John Mew’un temelde beklentisi şu: Mutlaka ameliyat olması gerektiği söylenen bir çocuğun ailesinin, “tartışmalı” da olsa başka bir tedavi seçeneğinin olabileceğini bilmeye hakkı olmalı. Bu alternatif yöntemi değerlendirip, güvenip güvenmemeye ailenin kendisinin karar verme hakkı olmalı. Kaç kişi çocuğunun böyle bir çene ameliyatı olmasını basit bir karar gibi görebilir? Bir alternatif olabileceği söylense mutlaka bunun ne olduğunu bilmek isteriz. Diş çekimli ortodontik tedavilerde de benzer şekilde…

Peki Mewing Nedir?

Aslında “mewing” (mew’lemek!) yukarıda saydığım maddeleri yapmak diyebiliriz. John Mew’un tedavi prensiplerinden yola çıkarak yüz şeklini geliştirmek isteyen gençler, tedavi edici aygıtlar olmadan, kendi kendilerine saydığım bu maddeleri uygulamaya başlamışlar ve buna “mewing” demişler. Özellikle de 25 yaşa kadar olanlarda birkaç ay içinde sonuç almaya başlayanların fotoğraflarını internette bulabilirsiniz. Ne gibi sonuçlar almışlar? Daha iyi bir profil, dudakların, elmacık kemiklerinin belirginleşmesi, burun profilinde hafif iyileşme, yanaklardaki tombulluğun azalması, çene hattının belirginleşmesi… Bazıları daha iyi nefes alma, daha iyi uyuma, burnun tıkanmaması gibi etkileri olduğunu da iddia ediyorlar. Yine de internette dolaşan bazı fotoğrafların kafanın açısından dolayı yanıltıcı olabileceğini hatırlatmakta fayda var. Mewingin daha ileri yaşlarda işe yarayıp yaramayacağını merak edenler için… John Mew, daha ileri yaşta da mewing yaparak yüzde değişim görülebileceğini ancak bu değişimin çok yavaş olacağını söyledi konuşmasında.

Mewingle ilgili birkaç ipucu da vereyim… Eğer dilinizi damağınızda konumlandırmak, küçüklükten gelen bir alışkanlığınız değilse ilk başta bunu başarmak biraz zor oluyor. Dilin en arkasını ve hatta bazen ortasını bile damağa değdirmekte zorlanabilirsiniz. Nasıl olması gerektiğini daha iyi anlamak için deneyebileceğiniz bir yöntem, yutkunmak. Yutkunma sırasında dilin arka kısmı damağa değecektir. Dilin damağın değmesinin nasıl bir his olduğunu daha iyi anlamanıza yardımcı olabilir. 

Bunu yapmayı başardıktan sonra yapılabilecek bir hata, dili damağa çok sıkı bastırmak olabilir. Burada amacımız dille damağı itmek değil (Buna hard-mewing de deniyor). Aslında dili olması gereken yerde konumlandırmaktan ve bu sayede damağa destek ya da bir kalıp görevi görmekten başka bir amacımız yok. Bu yüzden dile nerede durması gerektiğini öğrettikten sonra kaslarımız rahat olmalı. Buna rağmen kasların hiç bir zaman tamamen gevşemediklerini de bilelim ki kasların bu yarı kasılı durumuna kas tonusu denir. Dildeki kaslar yeteri kadar güçlüyse dil damağı desteklemekte zorlanmayacaktır. Aslında dilin ne kadar çok basınç yaptığı değil ne kadar uzun süre bu pozisyonda kaldığı daha çok önem taşıyor. 

Dil kısmından çok bahsettim ama dişlerin temasta ya da çok yakın durması, dudakların kapalı olması ve burundan nefes alma kısımları da çok önemli. Bir de tabi bütün vücudun duruşunun nasıl olduğu da önemli. Başın ve boynun hizalanmış olması, sırtın dik olması, pelvisin doğru eğimde olması birbirlerini zincirleme olarak etkileyen unsurlar. (Şu sitede duruş bozuklukları çok güzel anlatılmış, göz atabilirsiniz)

Ayrıca mewing yapanların diğer yüz kaslarını da çalıştırmak için sert sakızlar ya da bu iş için piyasaya sürülmüş özel aygıtlar çiğnediklerini de söyleyelim. (Bir önceki yazımda bundan bahsetmiştim.)

Bana göre çıkarılacak dersler…

Burada verdiğim bilgilerin özellikle çocuklar için çok önemli olduğuna inanıyorum. Duruş bozuklukları küçük yaşta fark edilip henüz büyüme gelişme dönemi kaçırılmadan doğru yönlendirme sağlanırsa birçok ortodontik sorunun önüne geçilebilir. Bunun başta kendine güven olmak üzere çocuğa sunacağı katkılar bana kalırsa paha biçilemez. 

Diğer yandan ideal bir yüz gelişimi, yer darlığı olmayan alt ve üst çenelerin yalnızca genetik etkenlere bağlı olmadığını bilmek, bunlar için dikkat edebileceğimiz etkenleri öğrenmek, çocuklarımızın gelişimlerini bir de bu açıdan gözlemlememizi sağlayan bir farkındalık yaratıyor. Çocuğumuzun uyurken ya da gün içinde sürekli ağzını açık tutmasının ileride yüz gelişimini nasıl etkileyebileceğini bilirsek, bu, çocuğu daha iyi gözlemlememiz için bizi motive edebilir. Sorunların kök nedenlerini bulup çıkarmak ve çözmek açısından da bize fayda sağlar (sık üst solunum yolu hastalıkları geniz eti, alışkanlıklar, yanlış yutkunma gibi nedenler olabilir.)

Ayrıca yüz gelişimin desteklenmesi için doğru duruş kadar, o duruşu sağlayan kasların güçlü olmasının payı olduğu da bence önemli bir bilgi. Daha sert, doğal işlenmemiş gıdalar içeren bir diyet hem besin zenginliği ile gelişimi destekleyecek hem de kasların güçlenmesine direkt katkı sağlayacaktır.

Faydalanabileceğiniz bazı kaynaklar

John Mew’un kendisi gibi ortodontist olan oğlu Mike Mew’un doğru duruş, doğru yutkunma ve benzer konularda birçok videosunun bulunduğu “Orthotropics” adlı Youtube kanalına bakabilirsiniz. 

Mewing etiketiyle aramalar yaparken Instagram’da rastladığım, ortotropik tedaviler uygulayan Aişe Cemile Cansız’ın instagram hesabına göz atabilirsiniz. Özellikle hikayelerinde kendi kızından uyurken çektiği, emzik kullanımıyla ilgili videoları bu yaşta çocukları olanlar için önemli bence. 

John Mew’un kendi sitesinde  konuyu farklı açılardan ele alan birçok yazısını bulabilirsiniz. 

Bence Steven Lin’in ortodontik tedavilerin tarihsel gelişimi içerisinde, John ve Mike Mew’un tedavi yaklaşımını anlatan şu yazısı da keyifli bir yazı. 

Dipnot: Ortotropik tedavi, bu yaklaşımda ortaya atılmış ilk tedavi şekli değil. John Mew’un da referans gösterdiği başka ortodontistler de elbette bu fikirlerin oluşmasında daha önce öne sürdükleri teorilerle katkıda bulunmuşlar. Günümüzde bioblok olarak adlandırılan ortotropik ağız içi apareyler dışında kasların doğru çalışması, doğru yutkunma, doğru nefese yönlendirmeyi amaçlayan başka alternatif uygulamaların da ortaya atıldığını belirteyim (Myobrace, DNA aygıtı, ALF aygıtı gibi…)

One Comment

Yorum yaz

error: İçerik izinsiz kullanılamaz!