Biyolojik Diş Hekimliği

Hızlı Diş Taşı Oluşumu Vücudunuzun Verdiği Bir Uyarı Olabilir mi?

Dişlerini temizlettikten sonra kısa süre içerisinde yeniden taş birikimi olan hastalarla sık sık karşılaşıyoruz. Neden bazı insanlar yıllarca temizletmediği halde bu sorunu yaşamıyor da bazıları düzenli temizletse de taşların önünü alamıyor? Hatta belki de bu hastalar “Diş taşı temizletmek daha çok taşa sebep oluyor” dedikodusunun da çıkış noktası olabilir… Öncelikle bunun doğru olmadığını bir kez daha vurgulayalım. Diş taşı temizliği bu hızlı diş taşı birikimi olan hastalarda taşların kontrolden çıkıp diş eti çekilmesi ve kemik kaybına yol açmasının önüne geçmek için en önemli uygulama. Ayrıca düzgün yapılan bir diş taşı temizliği yüzeylerin pürüzsüz olmasını sağlayıp yeniden taş birikmesini geciktirecektir. Elbette hastanın da bakteri plağının dişlerin üzerinde uzun süre kalmasını engellemesi lazım. Bunu da düzenli diş fırçalama ve diş aralarını temizleyecek bir uygulama ile yapabilir (diş ipi, arayüz fırçası veya ağız duşu ile). 

Bu hatırlatmadan sonra gelelim asıl konumuza. Neden bazı insanlarda daha fazla ve hızlı diş taşı oluşuyor? Bu soru yıllardır kafamı kurcalayan sorulardan biri… Maalesef diş hekimleri olarak kendimizce cevaplar bulmaya çalışsak da gerçek cevabı bilmiyoruz. “Senin tükürüğün çok taş üretiyor” cümlesi diş hekimlerinin verdiği en sık yanıt sanırım:D Aslında bu, taş oluşumunun tahmini nedenlerinden yola çıkarak düşünülmüş ve hasta için basitleştirilmiş bir açıklama diyebiliriz. Diş taşı oluşumuna baktığımızda, gıda artıklarının diş yüzeyinde birikmesi ve tükürükteki minerallerin bu artıkların üzerine çökerek onları sertleştirmesi şeklinde olduğunu biliyoruz. Klinikte her zaman olmasa da bazen gözlemlediğimiz bir olgu da, hızlı diş taşı biriken hastaların çok çürüğü olmadığı, çok çürüğü olan hastaların da pek diş taşı olmadığı şeklinde… O zaman hızlı diş taşı birikiminin tükürüğün mineralli olmasından kaynaklandığını söyleyebilir miyiz? Ve o zaman bu iyi bir şey değil mi? Yapılan son çalışmalar durumun böyle olmadığını ve hızlı taş birikiminin hastanın sistemik sağlığıyla ilgili başka durumların habercisi olabileceğini gösteriyor. 

Bakteriler tarafından ele geçirilen savunma sistemi…

2024 yılında Nature Biomedical Engineering’da yayınlanan bir çalışma (Wan et al., 2024), diş taşlarının oluşum mekanizmasıyla alakalı çok ilginç bir bilgi edinmemizi sağladı. Araştırmacılar, olgunlaşmış plakta bulunan bazı bakterilerin, bağışıklık sistemimizin bazı elemanlarını dönüştürerek üzerlerine minerallerin çökelmesi için uygun hale getirdiklerini göstermişler. 

Karışık olduğu için madde madde anlatacağım:

  • Bağışıklık sistemimizdeki nötrofiller “neutrophil extracellular trap” (NET) denen bir yapı salgılıyorlar. Bunlar bir balık ağına benziyor diyebiliriz. 
  • Bu ağların bir DNA’ları da var.
  • İşleri biten NET DNA’ları normalde vücut tarafından parçalanıp yok ediliyor.
  • Olgunlaşmış biofilmdeki bakterilerden bazıları ise özel bir protein salgılayarak bu NET’lerin DNA’larını parçalanabilen B formundan parçalanamayan Z formuna çeviriyor. 
  • Vücut tarafından parçalanamayan Z formu ortamda birikiyor ve taş oluşumuna yol açan minerallerin çökebilmesi için bir iskelet görevi görüyor. 
Resim: https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/38523684/

Yani bakteriler immün sistemimizi manipüle edip, savunma mekanizmalarımızdan birini, taş birikimini kolaylaştırıcı bir unsura dönüştürüyorlar. 

Bu olguya destek olan bir de deneyden bahsedilmiş çalışmada… Sıçanlarda yapılan bu deneyde, DNA’nın yapısına entegre olabilen klorokin maddesinin, NET DNA’ları yeniden parçalanabilen bir şekle dönüştürerek taş oluşumunu engellediği görülmüş.

Peki taş oluşumunun mekanizmasıyla ilgili bu son derece detay bilgiyi neden sizle paylaşıyorum? Çünkü bu mekanizma bize hızlı taş birikimi olan insanların başka organlarıyla ilgili de bir bilgi verebilir. Nötrofillerden salgılalan bu NET’lerin aynı zamanda safra taşları, tükürük bezi taşları, monosodyum ürat kristalleri (gut hastalığı) ve hatta damar içi kalsifikasyon oluşumunda da payı olabileceği düşünülüyor. Zaten daha önceki yazılarımda da değindiğim gibi diş taşı oluşumu fazla olan kişilerde böbrek ve safra taşları da daha fazla görülebiliyor. Eskiden sadece mineral birikimi olarak kabul edilen kalsiyum oksalat böbrek taşlarının iç katmanlarında bile bakterilere rastlanması, böbrek taşlarının oluşumunda da benzer senaryo olabileceğini gösteriyor. O zaman çok hızlı taş oluşumu olan kişilerde vücutta genel bir patolojik biyomineralizasyonu da düşünmeli miyiz? Kısacası, bakteriler tarafından tetiklenen immün sistemimiz, sadece ağzımızda değil vücudun farklı yerlerinde de taş oluşumunu kolaylaştırıcı bir yanıt veriyor olabilir. 

Hızlı taş üretimi nörolojik hastalıkların da habercisi olabilir!

2025’te Journal of Clinical Periodontology’de yayınlanan başka bir çalışmada ise (Cai et al.) hızlı ve yavaş taş oluşumu gözlemlenen kişilerin tükürüklerine proteomik ve  metaproteomik incelemeler yapılmış. Ne demek bu? Proteomik dendiğinde bir organizmanin ürettiği proteinlerin genel durumunu, metaproteomik dendiğinde ise o ortamda bulunan tüm organizmaların birlikte ürettikleri proteinlerin çizdiği tabloyu anlıyoruz. Tükürüğe proteomik analiz yapılarak o anda dokuda yıkım mı var, yapısal proteinler mi ağırlıkta, iyileşme süreci mi yaşanıyor gibi sorulara cevaplar bulunabilir. Metaproteomik analizde ise tükürükte hangi bakteriler var sorusunun bir adım ötesine geçilerek bu bakterilerin ne ürettiği, yıkıma mı yol açtığı yoksa dost yaklaşımlı mı oldukları hakkında fikir sahibi olunabilir. 

Bu çalışmadaki analizde ne bulmuşlar? Hızlı taş üreten kişilerde, yapışmayı artıran ve taş birikimini kolaylaştıran proteinler görülmüş bekleneceği üzere… Ayrıca inflamatuar yanıtla ilgili proteinler daha fazla görülmüş. Bu proteinlerin diş eti iltihabında da rol oynadığı biliniyor. Yavaş taş birikimi olanlarda ise bağışıklık sistemini dengeleyen ve bakterilerin yapışmasına engel olan proteinler ağırlıklı olarak görülmüş. Ancak bence en çarpıcı olan bulgu, hızlı taş birikimi olanlarda Alzheimer, Huntington ve Parkinson gibi nörodejeneratif hastalıklarla ilişkili proteinlerde artış gözlemlenmiş olması. Bu hastalıklarla diş eti hastalığı arasında doğrudan bağlantı olduğunu gösteren bir çok çalışma olduğunu biliyoruz. Ve diş taşlarının kontrol edilmezse diş eti hastalığına yol açacağını da biliyoruz. Bu çalışmaya konu olan kişiler ise ağız hijyeni eğitimi alıp 3 ay bunları uyguladıktan sonra profesyonel diş taşı temizlikleri yapılmış ve temizlikten 6 ay sonra bu örnekler alınmış. Bu 6 ay boyunca yine evde ağız diş bakımlarını yapıp yapmadıkları konusunda yakından takip edilmişler. Yani bu nörodejeneratif hastalıklarla ilgili proteinler, ileri diş eti iltihapları falan olduğu için çıkmış olamaz… Öyleyse belki de vücutta hızlı taş birikimine yol açan ortamla bu nörodejeneratif hastalıklara yol açan ortamın örtüşen bazı özellikleri var. Ya da diş eti hastalığı veya Alzheimer gibi hastalıklar daha hiç ortaya çıkmadan, sadece hızlı taş birikiminin olması bile bizim için bir uyarı niteliğinde olmalı diyebiliriz. Yani hızlı taş birikimi olması “tükürüğün çok taş yapması”ndan daha ciddi bir sorunun göstergesi olabilir… 

Hızlı taş üretenlerin başka ne özellikler var?

Hızlı diş taşı oluşturan grupta, şeker ve karbonhidrat metabolizmasıyla ilgili temel yollar da daha aktif bulunmuş. Çalışmacılar bunu, ağız ortamındaki fazla karbonhidratların, hastalık yapıcı bakteriler için daha uygun bir ortam oluşturması şeklinde yorumlamışlar. Ancak normalde şeker, bakteriler tarafından fermente edilip asit oluşmasına yol açar ve diş taşı oluşumu asidik değil alkali ortamda kolaylaşır. Tahminimce burada şeker, taş oluşturan bakterileri direkt beslemiyor. Asidik ortamı sevmeyen bakteri türleri, bir savunma mekanizması olarak ortamda bulunan üreyi parçalayarak kendilerine alkali bir ortam yaratıyorlar ve bu alkali ortam kalsiyumun çökelmesini sağlıyor. 

Peki bizim hızlı taş grubunda hangi bakteri türleri ağırlıklı çıkmış? Bunu, yaptıkları metaproteomik inceleme ile belirlemişler demiştim. Yani bu insanların bakterileri ne üretiyor, buna bakılmış. Hızlı taş biriktirenlerde Streptokoklar, yavaş biriktirenlerde ise Rothia türleri ağırlıklı çıkmış. İlginç olarak, diş eti hastalığının en azılı bakterileri (Aggregatibacter actinomycetemcomitans, Porphyromonas gingivalis ve Fusobacterium nucleatum) hızlı taş biriktirenlerde daha fazla oranda bulunmamış. Klinikte de diş taşları hızla birikenlerde diş eti çekilmesi olsa da her zaman şiddetli bir diş eti iltihabıyla karşılaşmıyoruz. Bu patojen türler, taşın uzun süre dişlerin üzerinde kalması ve bağışıklık sistemi yanıtı gibi ekosistemi değiştiren başka etkenlere bağlı olarak sonradan tabloya dahil oluyor olabilirler. 

Streptokoklar arasında  yukarıda bahsettiğim gibi üreyi parçalayarak alkali bir ortam yaratan türler var. Rothialar ise rüya kadro diyebiliriz. Nitrik oksit üreterek hem zararlı türlerin çoğalmasına engel oluyorlar hem de dengeli bi ağız pH’ı yaratıyorlar. Nitrik oksit aynı zamanda inflamatuar yanıtın azalmasını  da sağlıyor. Özetle hızlı taş birikiminin altında yatan nedenlerden biri de taş oluşumuna engel olan bakterilerin az, taş için uygun ortamı yaratanların çok olması diyebiliriz. 

Ya tükürüğün çok mineralli olması?

Aslında daha önce yapılmış bazı çalışmalarda hızlı taş birikimi olanların tükürüklerinde kalsiyum ve fosfat iyonlarının daha fazla, potasyum iyonlarının ise daha az olduğuna yönelik sonuçlar bulunmuş. Bu bahsettiğim çalışmada ise tam tersi bir sonuçla karşılaşmışlar. Hızlı taş biriktirenlerin tükürüklerindeki kalsiyum oranı normal gruba göre daha düşük bulunmuş. Yalnız, sadece minerallerin oranına değil tükürüğün “zeta potansiyeli”ne de bakmışlar. Zeta potansiyeli; tanecikler arasındaki itme veya çekme değeri ölçümü anlamına geliyor. Yüksek zeta potansiyeli (+ veya – yönde), parçacıkların birbirini iterek çökelmesini veya topaklanmasını önlüyor. Sıfıra yaklaştığında ise sistem kararsızlaşıyor. İşte bu çalışmada görmüşler ki hızlı taş birikimi olanların tükürüğünün zeta potansiyeli daha az. Yavaş taş birikimi olanların zeta postansiyelleri ise (-) yönde daha yüksek. Yani daha yoğun negatif iyonlar var ve bu, taneciklerin birbirini itmesini ve çökelmenin engellenmesini sağlıyor. Ayrıca (-) yüklü proteinler kalsiyum iyonlarına bağlanıp onların taş oluşturmasına engel oluyor.

Peki bu zeta potansiyelini ne belirliyor? Tükürükte bir çok iyon ve proteinler bulunuyor. (+) ve (-) yüklü bu maddelerin birbirleriyle olan etkileşimi bu potansiyeli belirliyor diyebiliriz. Potasyum, çinko, magnezyum, bikarbonat, sodyum gibi bir çok mineral ve ayrıca bunları bağlayan proteinlerin yarattığı bir ekosistem var. Yani olay “tükürükte çok kalsiyum olması”ndan biraz daha karışık…

Bu karmaşık yazıdan ne ders çıkaralım?

Bu bilgileri öğrendik ama ne işimize yarayacak, biz ne yapabiliriz dediğinizi duyar gibi oluyorum. Özetleyecek olursak aslında bazı bakterilerin bizi bu taşlara karşı koruduğunu, bazılarının ise netozis (Net DNA oluşumu) gibi mekanizmalarla taş oluşumunu kolaylaştırdığını gördük. Ayrıca hızlı taş oluşumunun ileride oluşabilecek başka hastalıkların da belirtisi olabileceğini gördük. Benim fikrim, bunlarla başa çıkmak için hem bağışıklık sistemini dengeleyecek uygulamalar hem de sağlıklı bir mikrobiyom yaratmaya yönelik uygulamalar etkili olabilir. Örneğin kronik düşük seviyeli enfeksiyon kaynakları varsa bunları elimine etmek yardımcı olabilir. Böylelikle bağışıklık sistemi sürekli, uzamış ve yorulmuş bir yanıt yerine sadece akut tehdit durumlarında kısa ve net yanıtlar verir. Diğer yandan, dediğim gibi mikrobiyomu düzeltmekle ilgili adımlar atılabilir ki genel sağlığımızı koruyan her şey bu na destek olabilir (uyku, stres yönetimi, beslenme, gün ışığı alıp doğada zaman geçirebilme gibi). Ayrıca herkesin mikrobiyotasını bozan başka kök sebepler de olabilir (kullanılan ilaçlar, beslenme şekli, sindirimin bozulması, stres, vb.). Ayrıca ağız özelinde yine dediğim gibi hem düzenli diş hekimi kontrolleri hem de evde iyi bir bakım oral mikrobiyomun dengelenmesine destek olabilir. 

 

Kaynaklar:
  1. https://www.nature.com/articles/s41551-024-01186-7#citeas Taşlarla NET oluşumu ilişkisini gösteren çalışma
  2. https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC12784952/?utm_source=chatgpt.com Unravelling the noncanonical extracellular DNA structures in biofilm and NETosis
  3. https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/34648022/ Neutrophil extracellular traps: from physiology to pathology
  4. https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC11949622/ Cai et al. (tükürüğün proteomik ve metaproteomik incelenmesini anlatan çalışma)
  5. https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC4484155/ Daha fazla taş biriktirenlerin tükürüğünde daha fazla kalsiyum olmasına örnek çalışma
  6. https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC12867757/ Böbrek taşlarında bakteriler olduğunu gösteren çalışma

Yorum Bırakın