Otoimmün Hastalık Neden Bizi Seçti?

By Mayıs 14, 2017Blog, Öne Çıkanlar

Daha önceki yazımda otoimmün hastalıklara bir giriş yapmış, ortaya çıkmalarıyla ilişkilendirilmiş en bilinen teorileri saymıştım. Ancak bu saydığım sebeplerle otoimmün hastalıklar arasında direkt bir sebep sonuç ilişkisi yok, yani belirli bir enfeksiyona yakalanan herkeste otoimmün hastalık gelişeceğini asla söyleyemeyiz. Enfeksiyonlar ve diğer etkenler ancak vücutta uygun zemin olduğunda, başka bir deyişle kişide buna yatkınlık olduğunda otoimmün hastalığa sebep oluyorlar. Bu yazıda bu yatkınlığın nasıl bir ortamda geliştiğinden ve bunu bilmenin bize ne kazandıracağından bahsedeceğim.

Yakın zamanda dünyaca ünlü pediatrik gastroenterolog Alessio Fasano ve arkadaşları yaptıkları bilimsel çalışmalarla bütün otoimmün hastalıkların ortaya çıkmasında hastada aynı üç temel koşulun bulunması gerektiğini ortaya koydular:

  1.  Genetik yatkınlık
  2.  Tetikleyici bir etken
  3.  Bağırsak geçirgenliği (sızıntılı bağırsak sendromu)

Bu üç etkeni açıklamak için sebepleri iyi bilinen bir otoimmün hastalık olan çölyak hastalığını ele alalım:

Genetik yatkınlık: Çölyak hastalığının ortaya çıkması için HLA isimli genin iki çeşidinden DQ2 veya DQ8’in birinin veya her ikisinin, çok nadir görülen istisnalar dışında, o hastada bulunması gerekiyor.

Tetikleyici etken: Çölyak hastalığı için tetikleyici nedeni net olarak biliyoruz: buğdayda bulunan gluten. Normal koşullarda gluten büyük bir molekül olduğu için bağırsaktan vücuda geçmemesi, bağışıklık sistemiyle karşılaşmaması ve immün sistemi tetiklememesi gerekiyor. Glutenin bağırsaktan vücuda geçebilmesi için bağırsak geçirgenliğinin bozulması gerekiyor, bu da bizi üçüncü koşula getiriyor.

Artan bağırsak geçirgenliği: Normalde bağırsakların iç yüzeyini örten hücreler, sindirilmemiş büyük proteinlerin ve zararlı maddelerin vücuda geçmesini engelleyecek şekilde sıkıca dizilmişlerdir ve sadece vücut için gerekli maddelerin geçişine izin vardır. Eskiden bu hücrelerin aralarının tamamen kapalı olduğu, sindirilmiş besinlerin bağırsaktan vücuda hücrelerin içinden geçtiği düşünülürdü. Daha sonra 80’lerde Japon bilim adamları aslında hücreler arasında kapı görevi gören yapılar olduğunu ve bu kapıların da geçişte görevi olduğunu buldular. Alessio Fasano ise bu kapıların açılmasını kontrol eden bir proteini şans eseri ortaya çıkararak sadece çölyak değil, diğer otoimmün hastalıkların gelişmesinde de kafalardaki en büyük soru işaretlerinden birine cevap bulmuş oldu. Bulduklarına göre, “zonulin” adı verilen bu protein salgılandığında “sıkı bağlantılar”(tight junctions) adı verilen bu kapılar daha uzun süre açık kalarak,  geçmemesi gereken yabancı maddelerin geçişine olanak sağlıyorlar. Fasano’ya göre zonulin dışında geçirgenliği artıracak daha bir çok mekanizma olabilir ancak sadece zonulini ele alırsak salgılanmasını uyaran iki etken var. Bunlardan biri, bağırsağın bakterilerin pek olmadığı ince bağırsak bölgesinde bakteri artışı olması. Bu durumda salgılanan zonulin vücuttan bağırsağa su geçmesine ve bu bakterilerin yıkanıp gitmesine yarıyor. Zonulin salınımını artıran ikinci unsur ise gluten. Çölyak örneğimize dönecek olursak tetikleyici unsur olan glutenin bağırsaktan vücuda girmesi yine glutenin kendisinden kaynaklanıyor. Gluten zonulin salgısını çoğaltarak kapıların uzun süre açık kalmasını tetikliyor. Bu sırada vücuda giren gluten, immün sistemle karşılaşarak yabancı madde olarak işaretlenip iltihabi olayların başlamasına sebep oluyor. Genetik olarak farklı kodlanmış immün sistem, glutene karşı savaşırken vücudun kendi dokularında da hasara sebep oluyor.

Normal bir insanda da gluten zonulin salgısını artırıyor ve açılan kapılardan içeri sızıyor, ancak immün sistem sorunsuz bir şekilde gluteni vücuttan temizlemeyi başarıyor. Çölyak hastalarında ise sıkı bağlantıların açık kalma süresi daha uzun oluyor, daha fazla gluten geçiş yapıyor ve immün sistem hatalı çalıştığı için sadece glutene değil vücut hücrelerine de saldırıyor.

Bunun dışında sızıntılı bağırsak olarak da adlandırılan bağırsak geçirgenliğinin artmasıyla ilişkilendirilmiş stres, toksinler vb. başka etkenler de var. Bu konu otoimmün hastalığın iyileştirilmesinde çok önemli bir yere sahip olduğu için oldukça geniş bir konu. İlerleyen yazılarda sızıntılı bağırsak sendromunun diğer muhtemel sebeplerinden ve tedavi için önerilmiş farklı yaklaşımlardan bahsedeceğim.

Şimdi genel bir çerçeve çizecek olursak:

  • Otoimmün hastalıkların genetik bir yönü olduğu için şanssız bir tarafımız var!
  • Ancak genler tek söz sahibi olmadığı için gerçek genetik hastalıklardaki kadar şanssız değiliz!
  • Genetik etken dışındaki diğer iki etkeni değiştirerek hastalıkların seyrini değiştirmek mümkün!
  • Buna göre tetikleyici olabilecek etkenleri bularak hayatımızdan çıkarmamız ve bağırsak geçirgenliğini artırabilecek sebepleri ortadan kaldırmamız gerekiyor!

Bunun söylendiği kadar kolay gerçekleşmediğini itiraf ediyorum. Oldukça karmaşık sistemlerin birbirleriyle ahenk içinde çalışıyor olması gerekiyor. Hormonlardan vitamin/mineral eksikliklerine, stresten bilinmeyen hastalıklara, çevresel toksinlerden uykuya birçok oyuncu birbirini etkiliyor. Bu yüzden de bu hastalıkların tedavisinde kişiye özel bir yaklaşım şart. Kendimizi tanımamız ve kendi sağlığımız için sorumluluk almamızın gerekliliği burada bir kez daha ortaya çıkıyor.

Kaynaklar:

  1. Fasano, Alessio. “Zonulin, Regulation of Tight Junctions, and Autoimmune Diseases.”Annals of the New York Academy of Sciences1258.1 (2012): 25-33. Wiley Online Library. Web. 14 Feb. 2017.
  2. https://chriskresser.com/pioneering-researcher-alessio-fasano-m-d-on-gluten-autoimmunity-leaky-gut/
  3. Karin de Punder and Leo Pruimboom. “ The Dietary Intake of Wheat and other Cereal Grains and Their Role in Inflammation”. Nutrients. (2013) Mar; 5(3): 771–787.

 

Yorum ekle

error: Paylaşmak için lütfen izin alın !!